26 Temmuz 2008

Yuz felci

Loading: 'Bell's Palsy: facial droop' - Please wait...

This medical stock image illustrates a form of facial paralysis called Bell’s Palsy. A lateral anatomical chart shows how the 7th (facial) cranial nerve innervating the facial muscles. In addition, the one-sided facial paralysis or facial droop is demonstrated in an anterior view of a person face.

Beyin ve Sinir Hastalıkları, Sağlık Haberleri | 0 yorum

11 Temmuz 2008

Gebelikte İç Çamaşırı Seçimi ve Genital Hijyen

Gebelik doğanın kadına vermiş olduğu bir üstünlük bir ayrıcalıktır, kadın yapısı çok çok özel ve erkeğe göre daha gelişmiş bir yapıdır.
Özel ve gelişmiş yapılarda daha hassastır. Kadınlarda ki bu yapı gebelik sırasında daha da hassas ve de problemlere daha açık bir hale gelir, bunun nedenlerinden bir tanesi de kadın yapısının gebelik sırasında çok büyük bir bedensel değişikliğe uğramasıdır.Bu yeni sistemde bütün dengeler değişir, ve buna uyum sağlaması biraz zaman alır.Vücut çalışma sisteminin büyük bir bölümünü gebeliğe yönlenir ve de savunma sistemi de zayıflar.

Dengelerin değiştiği en önemli yerlerden bir tanesi de vajinadır(döl yoludur).Ve vajina enfeksiyonlara daha açık bir hale gelir.Vajinal enfeksiyonların oluşma şansı artar.Oluşan vajinal enfeksiyonlar hem kadına rahatsızlık yaratacak ilerlerse bebeğe zara verebilecektir.gebelik altında ilaç kullanımı bebekte sakatlık yaratacağı içinde bu bir sorun halini alacaktır.O zaman bunlardan korunmak gerekir.

Vajinal enfeksiyonlardan korunmanın başlıca yolu vajinanın doğal dengesini korunmasını sağlamaktır.Vajina içeri doğru uzanan bir girintidir ve sağlıklı olabilmesi için havalanması gerekmektedir.
Bu yüzden bu havalanmayı engelleyecek kalın iç çamaşırı özellikle de geçirgenliği olmayan naylon-sentetik iç çamaşırı giyilmemedir.

Anne adayının seçeceği iç çamaşırı pamuklu ve ince olmalıdır, çok gerekmedikçe ped (hijyenik kadın bezi) kullanmamalı, kullanıyorsa da bunlar parfümsüz ve en incelerinden olmalıdır.

Dar ve kalın pantolonlar da vajinanın havalanmasını etkileyeceğinden etek giyilmesi tercih edilmelidir.
Genital bölgedeki kılların ağda,jilet gibi yöntemlerle alınması da mantar ve bu gibi enfeksiyon riskini arttıracağından bu bölgedeki kıllar özellikle gebelikte mümkünse her zaman kısaltılarak azaltılmalıdır.

Sağlık Haberleri, kadın | 0 yorum

11 Temmuz 2008

Amniosentez Nedir?

Anne karnindaki bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek almak
Doğum Öncesi Tanı Yöntemi ( Prenatal Tanı)

Anne karnındaki bebeğin (fetusu) içinde bulunduğu sıvıdan örnekler almak, bu sıvıyı inceleyerek bebeğin sağlığı hakkında bilgiler edinmek için uygulanan yönteme amniosentez denir.

Bu test bebeğin sahip olabileceği bazı anormalliklerin ve sakatlıkların saptanmasında kullanılır.

Amniosentez tüm gebelere yapılmaz veya önerilmez ,ancak gerekiyorsa yapılır,çünkü az da olsa düşük yapma rizokosu veya mikrop kapma şansı vardır.Bu mikrop kapma veya düşük yapma şansı çok çok fazla değildir,ancak ve ancak 200 gebede bir tane bu tip bir sıkıntı görülebilinir.

Eğer yapılması gerekiyorsa veya öneriliyorsa sağladığı bilgi ve fayda açısından bu rizikoları almaya değerdir,son zamanlarda gelişen teknoloji ile yaşanacak problemler azalmıştır.

Kimlere yapılmalıdır;

-Anne yaşının 35 veya daha üstünde olması (bu yaş üstü gebeliklerde sakat çocuk sahibi olma şansı artmaktadır.)

-Daha önce kromozom anormaliği (sakat)olan bir çocuk doğurma veya düşükte bunun tespiti

-Üç veya daha fazla kendiliğinden düşük bulunması(habitual abortus denilen durumun olması)

-Kadın veya kocasında kromozom anormalliği bulunması

-Kadının veya kocasının ailesinde kromozom anormalliği bulunması

-Yakın akraba evliliklerinde doktor gerekli görüyorsa

-11-13. haftada yapılan erken tanı testinde gereklilik görülüyorsa (bu yeni bir yöntem olup Türkiye’de yeni yeni uygulanmaya başlamıştır)

-Üçlü tarama testi dediğimiz 16.gebelik haftası civarinda yapilan kan testinde anormallik olma yüzdesi fazlaca varsa

-Eğer ultrason tetkikleri sırasında gerekli görülmüş se yapılır-yapılmalıdır.

-Sekse bağlı bazı taşıyıcı hastalıkların varolup olmadığına bakmak için (mesela kadınlarda olan hemofili hastalığının taşıyıcılığının olması-hemofili,bir çeşit kanayan kanın pıhtılaşamayıp duramaması hastalığıdır)

-Sinir sisteminin oluştuğu borumsu yapıya ait bir problem düşünülüyorsa, AFP (Alfa-Fetoprotein) seviye ölçümü için .

-Kan uyuşmazlığını vede seviyesini anlamak için

-Rahim içindeki mikrobik durumu anlamak için

-Metabolik hastalıkların tespiti için (Fabry’s hastalığı,Tay-Sachs hastalığı vs gibi)

-Ve 50-100 kadar değişik hastalığın tespiti için (orak hücreli anemi,beta talasemikonjenital nefrozis gibi)

-doktorun gerekli gördüğü diğer bazı özel durumlarda yapılır.

Yapılan tespit sonucu bazı hastalıklar tedavi edilebilir,tedavi edilemiyor veya anormallik varsa istemli ve doktor kontrolünde düşük önerilebilinir.

Neler yapılır, nasıl uygulanır:

Bu tecrübeli bir ekip işidir,

Doktor ultrason ile bebeği (fetusu) ve plasenta(bebeğin beslenmesini sağladığı doku)’yı görür. Fetusun durumuna göre karındaki en uygun ve güvenli yaklaşım noktasını seçer.
Bu bölgede cilt altına ağrıyı duymayı yok edecek lokal anestezik denilen ilaçlar verilir,bu acısızdır.
Karın cildi temizlenir.
Amniyosentez iğnesi denilen, özel bir iğne bu noktadan hekim tarafından, karından batırılarak uterusa (rahim ) doğru sokulur.
Çok çok az bir sıvı(bir çay kaşığını dolduracak kadar sıvı) alınır.
Daha sonra iğne çekilir ve gerekli yara bakımı yapılır .
Doktor tekrar ultrason ile fetusun durumunu ve kalp atışlarını izler.
Genellikle bu işlem sırasında herhangi bir ağrı veya acı olmaz.masaya yatışınızla kalkışınız arasında 5-10 dakika toplam zaman gerekir.
Bu işlemden sonra belirli bir süre gebelerin dinlenmelerini isterler.

Nerelerde yapılır: Tecrübeli birekip işidir,gelişen teknoloji ile donanımlı muayenehanelerde yapılabilmektedir,muayenehanede yapılmasının bir sakıncası yoktur.

Ne zamanlar yapılabilir:

Bu işlem, son adet tarihinden 14 ila 18 hafta sonra yapılır.
Günümüz teknolojisindeki gelişmeler, bu işlemin daha da önceleri yapılmasına izin vermektedir.
Erken uygulamaların riskleri konusunda, geniş bilgi yoktur.

Ne gibi rizikoları vardır:

Rizikoları çok çok düşük olmakla beraber(1/200 de bir )bu yöntemin, az da olsa düşüklere sebep olma veya bir enfeksiyona neden olma olasılığı vardır.

Amniyosentez yapılan hastaların, çok az bir kesiminde problem bulunur. Bir çok ülkede bu oran %1-3 seviyelerindedir. Amniyosentez ile erken tanı konan bazı hastalıklar anne karnında tedavi edilebilmektedir.

Yapılmalı mı?

Kesinlikle evet,rizikolarının yanı sıra sağladığı avantaj ve faydaları yüzünden bu rizikolar göze alınabilir düzeydedir.
Baştada yazdığım gibi;eğer yapılması gerekiyorsa veya öneriliyorsa sağladığı bilgi ve fayda açısından bu rizikoları almaya değerdir,son zamanlarda gelişen teknoloji ile yaşanacak problemler azalmıştır.

Sağlık Haberleri, kadın | 0 yorum

11 Temmuz 2008

Gebelikte Cinsel Hayat

Toplumumuzda cinsellik çok açık ulu orta konuşulan bir konu değildir. Cinsellik üzerine konuşma ve tartışma günümüzde hala tabular arasındadır. Bir kısım kadın bu konuyu doktoruna açmaktan kaçınırken, bazen de doktorlar

bu konuyu hastası ile açıkça konuşmaktan kaçınır. Bu iletişim kopukluğundan çiftler gebelikte seksten uzak durmaları gerektiği mesajını çıkarırlar yada halk arasındaki inançlara göre davranırlar.

Halk arasında ilk üç aydaki cinsel ilişkinin düşük ile sonuçlanacağı inancı yaygındır. En fazla gebelik kaybının ilk üç ayda olduğu bir gerçektir ama bunun nedeni, cinsel ilişki değil, genetik bozukluklara bağlı (anomalili-normal olmayan) gebeliklerin doğa tarafından istenmemesi sonucu kendiliğinden düşük olmaktadır.

Gebeler cinsel istek artışına rağmen cinsel ilişkinin rahim ağzının açılmasını kolaylaştıracağı ve erken doğuma neden olacağı,damarların açılıp kanayacağı, erkek cinsel organının bebeğin başına zarar vereceği gibi asılsız, rahatsız edici düşünce ve inanışlara kapılıp cinsellikten uzak dururlar. Her ne kadar orgazm(boşalma) oksitosin (rahim kasını kasıcı madde) salgılanmasına neden olup rahim kasılmalarına yol açsa da bunlar doğumu başlatmaz, erken doğuma neden olmaz. Cinsel ilişki bebeğe (fetusa) zarar vermez, erkek cinsel organının bebekle fiziksel olarak teması yoktur. Anne karnındaki bebek rahim kasları, içinde bulunduğu gebelik kesesi ve kese içindeki sıvı ile darbelere karşı koruma altındadır. Rahim ağzı kanalındaki(servikal kanal) salgıların koyulaşması ile oluşan tıkaç bakterilerin ve semenin(sperm) rahim içine girmesini engelleyen bir bariyer oluşturur. Cinselliğe engel oluşturacak tıbbi problemler olmadıkça gebelik süresince hatta son güne kadar cinsel ilişki yasak değildir. Gebeler cinsel ilişkinin zararlı olabileceği koşulları kendi kendine değerlendirebilecek bilgi donanımından yoksun oldukları için bu konuda kadınlar en sağlıklı bilgileri kadın doğum uzmanlarından alabilirler.

Aşağıda belirtilen şartlar haricinde gebelere cinsel ilişki yasak değildir.

Gebelik kesesinin erken açıldığı, suları erken geldiği durumlar

Vajinal kanama

Geçirilmiş gebeliklerde erken doğum tehdidi öyküsü ve şimdiki gebelikte erken doğum tehdidi

Partnerin cinsel yolla bulaşan hastalık taşıyıcısı olması

Plasenta previa (çocuğun eşinin önde olması ve rahim ağzı kanalını kapattığı durumlar)

Çoğul gebelikte gebeliğin son aylarında

Kadın doğum uzmanınızca cinselliğe yasak getirilen diğer durumlar

Gebelik süresince kadında fiziksel, fizyolojik değişiklikler olur. Gebe bir kadında üretilen progesteron hormonu gebe olmayan bir kadına oranla on kez daha fazladır. Gebe bir kadında bir günde üretilen östrojen miktarı gebe olmayan bir kadının yumurtalıklarının üç yılda ürettiği miktara eşittir. Gebelik süresince üretilen toplam östrojen miktarı gebe olmayan bir kadında ancak 150 yılda üretilebilmektedir. Bu hormonlar gebeliğin başında yumurtalıklar tarafından salgılanırlar daha ileri haftalarda bu üretimi plasenta(eş) üstlenir. Gebenin kanında dolaşan yüksek seviyedeki progesteron ve östrojen hormonları yumuşak düzgün bir tene, parlak saçlara ve gebenin kendini iyi hissetmesine neden olduğu gibi memelerdeki ve cinsel organlardaki değişikliklerle gebeler cinsel ilişkiye daha hassas ve duyarlı hale gelir. Gebelikte seksin daha heyecan verici, daha doyurucu olduğu, hatta aynı seansta birden fazla orgazm gebeler tarafından bildirilmektedir.

Hatta gebelerin çoğu gebelikten önceki dönemde almadıkları kadar cinsel ilişkiden keyif alma eğilimindedirler. Bu gebeden gebe ye değişebildiği gibi, gebelik süresince aynı gebede de değişkenlikler gösterebilir.

İlk üç aylarda genelde halsizlik, uykuya meyil, bulantı kusma gibi gebeliğin erken belirtilerinin etkisi ile tipik olarak gebelerde cinselliğe ilgi azalma olur. İkinci üç ayda cinselliğe ilgi artarken, son üç ayda cinsel haz kalitesinin artmasına rağmen ileri derecede büyümüş bir karınla hareket kısıtlılığı ve daha evvel bahsettiğimiz korku ve endişeler ile gebelerin olaya tam konsantre olamamaları cinsel ilgide azalmaya neden olur.

Sağlıklı bir gebelikte doğuma kadar olan sürede cinsel ilşkiyi engelliyecek her hangi bir neden yoktur. Normal bir gebelikte orgazm ile birlikte görülen rahim kasılmalarının hiçbir zararı ve tehlikesi yoktur. Aksine bu kasılmalar normal doğum için rahim kasının hazırlanmasına yardım eder ve doğum için pelvis kaslarının yeteri derecede güçlü ve dayanıklı olmasını da sağlar.

İyi bir cinsel birliktelik çiftlerin bir birlerine daha yakınlaşmasını sağlayıp;gebenin duygusal, alıngan, kırılgan mizacı nedeni ile olası problemlerin çözümünde çiftlerin daha toleranslı olmasını sağlıyacağı gibi, anne ve babalığın ilk günlerdeki problemlerin çözümünüde kolaylaştıracaktır.

Sağlık Haberleri, kadın | Comments Off

11 Temmuz 2008

Bebeğinizin Cinsiyetini Seçebilir misiniz?

Tabi ki HAYIR

Neden ?

Çünkü,bebekler kadınların yumurtalarının erkeğin spermi ile birleşip yani döllenip , döllenmiş yumurta olarak kadının rahmine yerleşmesi ile oluşurlar.
Bebeğin cinsiyetini belirlenmesi bu döllenme sırasındaki spermin karakterine göre oluşur.
Spermlerde iki farklı karakter vardır.
Bunlar ;

X karakteri ( dişi bebek oluşturan sperm) ve

Y karakteri (erkek bebek oluşturan sperm) dir.

Kadında ise yumurtada sadece ve daima X karakteri vardır.

Doğada erkek karakteri XY’dir ,

kadın karakteri ise XX’dir.

Erkek bebek XY ‘den oluşur yani ;

babadan giden sperm Y ise annedeki yumurta daimi X karakterli olduğu için bebek anneden X’si babadan Y’yi alarak XY olur.

Kız bebek XX’den oluşur yani ;

babadan giden sperm X ise annedeki yumurta daimi X karakterli olduğu için bebek anneden X’si babadan X’si alarak XX olur.

Yani ; bebeğin cinsiyetini babanın verdiği spermin cinsi oluşturur.

Kadının bu konudan hiçbir katkısı yoktur.

Bebeğin cinsiyetini daima baba belirler.

Şimdi düşünün ; erkek çocuk doğuramadı diye yıllardır eziyet edilen kadınların çektiklerini ve hallerini Cahilli,Bilimsizlik,Eğitimsizlik işte bu tip acı sonuçlar doğurur.

Bir bebeğin cinsiyetinin ne olacağını belirleyen spermin seçimideki tek faktör doğadır.

Bebeğin cinsiyetinin kız veya erkek olma sansı P - 50 ‘dir.

Hangi spermin yumurtayı dölleyeceğini binlerce farklı etken belirler ve bunlar her zaman koşullara göre çok çok farklılıklar göstermektedirler.

Erkek boşaldığında yaklaşık 200 milyon sperm bırakır.Bu spermlerin içinden enerjisi en fazla olan en haraketlisi yapısı en düzgün olan en güçlüsü ve de o andaki koşullara en uygun olanı diğer spermlerden önce yumurtaya ulaşır ve yumurtayı delerek içine girip onu döller.Bu yüzden bu olasılıklara müdahele etmek onları değiştirmek sansımız yoktur , tabiki şu anki bilgi ve teknolojimizle…

Nedir o zaman bu bebeğin cinsiyetini belirlediği iddia edilen saçmalıklar veya komiklikler ????? ;

En komiği herhalde Çin takvimi diye ortalıklarda gezinen şu gün şu saatte ilişkiye girerseniz bebeğiniz şu , şu gün şu saatte ilişkiye girerseniz bebeğiniz şu cinsiyet olur diyen bir zamanlar tahminimce eğlence olsun diye yapılan yazılan ama bilime inanmayan insanların doğayı zorlayarak hayal aleminde yaşamalarına sebep olan daha sonrada büyük hayal kırıklığı yaşamalarına sebep olan takvimdir.
Bunu eğlence olsun veya cinsel hayatımıza neşe getirsin diye kullanabilirsiniz ama bilimsel amaçla veya bir bebeğin cinsiyetini belirlemek amacıyla değil. Söylenenlerin hepsi gerçek dışıdır hiçbir bilimsel değeri yoktur.

İkinci olarak komik olanı ise ; kadının ve erkeğin çeşitli beslenme rejimlerini deneyerek bebeğin cinsiyetini önceden belirleme çalışmalarına girmeleridir , yok şu kadar süre ekşi yerseniz bebeğiniz şu cinsiyet, yok şu kadar süre tatlı yerseniz bebeğiniz şu cinsiyet olur diye tatlı komasına giren veyahut ekşi yemiş olmak için günlerce pastırma turşu yiyip perişan olan insanlar mevcuttur.Bu fikirde zannedersem ki yapılan bir bilimsel çalışmanın içinde geçen bir bulgunun asparagas haber olarak medya tarafından bütün yazı anlaşılmadan tek cümlenin yazılmış olması ile olabilir.
Bilimsel çalışmada basitçe geçen :
” X karakterli spermler yani dişi bebek oluşturacak spermler , Y karakterli spermler yani erkek bebek oluşturacak spermler asit veya bazlı ortamlarda farklı haraketlilik gösteriyorlar”.
O zaman bunu gazeteci gözüyle alırsak asit ortam ne zaman oluşur tuzlu ve ekşi yiyince , böyle yiyin ki bebeğiniz şu cinsiyet olsun .Hangi ortamın hangi cinsiyet taşıyan sperme nasıl etki ettiğini özellikle yazmadım biliyorum ki bunu yazsaydım bunu okuyan aklıselim bazı vatandaşlarımız bilimin inadına tuzlu ekşili yemeğe başlayıp daha sonra susuzluktan yanarken “ah yaktın bizi” demesinler diye.

Çok çok özel laboratuar şartları altında tüp bebeğin çok ileri bir tekniği olan mikro-enjeksiyon dediğimiz yöntem uygulanırken sperm seçimi yapılabilmektedir ama bu kanunen ve ahlaken etik olarakta) yasaktır , yapılmamaktadır. Bildiğim kadarıyla özel izinler altında genetik bazı hastalıkları taşıyan çiftlerin hasta çocukları olmasın diye yapılan uygulamalar çalışma aşamasındadır.

Sonuç olarak ; bebeğinizin cinsiyetinin ne olacağı hakkında şimdilik herhangi birşey yapabilme gücüne yetkisine sahip değilsiniz. Bebeğin cinsiyetinin kız mı? erkek mi? olacağı tamamen doğanın seçimidir , söylentilere kulak asmayınız hayal aleminde yaşamayıp normal bir hamilelik yaşamanızı ve sağlıklı bir bebeğe sahip olmanızı dileriz.

Sağlık Haberleri | 0 yorum

9 Temmuz 2008

Ölüm zamanı tespiti

Postmortem interval tayini
Ölüm zamanının tayininine yönelik çalışmalar ve bunun önemi yüzyıllardır bilinmekte ve uygulanmaktadır. Çok eskilerden beri cesetlerde izlenen postmortem değişiklikler gözönünde bulundurularak ölüm zamanı tayin edilmeye çalışılmıştır. Ölüm zamanının doğru tayini adli tahkikatı yönlendirmesi açısından önemlidir, ancak teknolojideki tüm gelişmelere karşın henüz kesin bir zamanı belirleyecek yöntem yoktur.

1- Günümüzde bu amaçla kullanılabilecek tek başına sağlıklı bir yöntem yoktur.

2- Ölüm zamanına yakın bir tahminde bulunmak, ölüm zamanını tayinden daha sağlıklıdır.

3- Tüm faktörler gözönünde bulundurulsa bile ölüm zamanı teriminden kaçınmak yerinde olur.

4- Söylenen zaman ölümün meydana gelmiş olabileceği zaman dilimini yansıtmalıdır. Bu amaçla aşağıdaki zaman dilimlerinde önerilen kriterler gözönünde bulundurularak bir zaman aralığı söylenebilir.

Postmortem dönemde her evrede göz önünde bulundurulması gereken kriterler farklıdır. Bu kriterler ve çeşitli ülkelerde yapılan araştırmalar sonunda elde edilen meydana geliş süreleri aşağıda listelenmiştir.

a) Erken Dönemde (Saatlerle İfade edİlen dönemde) İnterval tayİnİ:

Rigor Mortis;

Bazı yazarlar ölümden sonra 1-6 saate başladığını bazıları ise 5-7 saatte başladığını bildirmektedirler. Bazı yazarlar ölümden 6-24 saat sonra maksimum düzeye ulaştığını, bazıları ise bu düzeye 12-18 saat sonra ulaştığını bildirmektedirler. Bazı yazarlar ölümden 12-36 saat sonra kaybolduğunu, bazıları ise bu sürenin ölümden sonra 24-36 saat olduğunu bildirmektedirler.

Livor Mortis;

Ölümden önce başlayabildiği saptanmıştır. Ancak bazı yazarlar ölümden 2-4 saat sonra belirginleşip, 8-12 saatte sabitleşitiğini bildirmektedirler.

Algor Mortis;

Konu ile ilgili tartışmalar yukarıda da belirtilmiştir. Ancak bazı yazarlar ölümden sonraki ilk 0-12 saatte her saat başı 1°C düştüğünü bildirmektedir.

Vitröz sıvıda K iyonu düzeyinin artması;

Bazı yazarlar ilk 12 saatte çok sağlıklı sonuçlar almanın mümkün olduğunu bildirirken yapılan çalışmalarda; ilk 24 saatte ±10 saatlık, ilk 48 saatte ±20 saatlik bir hata payı ile yol gösterici olduğu saptanmıştır.

Göz değişiklikleri;

Önceki hastalık ve son evredeki koşullar ile postmortem cesedin kaldığı koşullara bağlıdır.

Olay yeri keşfi bulguları;

En sağlıklı verilerin buradan sağlanacağı ileri sürülmektedir. Son konuşulan telefon kaydı, son hayatta gören kişinin ifadesi, son alınan gazete, ya da ödenen para gibi bulgular.

Otopsi bulguları;

Tartışmalıdır.

Mide içeriği;

Tartışmalıdır.

b) Geç Dönemde (gün ve hafta İle İfade edİlen dönem) İnterval tayİnİ:

Olay yeri keşfi ve adli tahkikat bulguları

Postmortem pütrefaksiyon;

Bazı yazarlar 24 saatte bazıları 2. günde başladığını bildirmektedirler.

Yeşil- mavi abdominal leke; (kokuşma lekesi)

Bazı yazarlar ölümden 24-36 saat sonra başladığını, bazıları da 2. -3. gün meydana geldiğini bildirmektedirler.

Cesedin şişmesi, krepitasyon alınması;

Bazıları 36-72 saatte, bazıları 5. -6. günde başladığını belirtmektedirler.

Epidermolysis;

Ölümden 4-7 gün sonraki periyodlarda zaman aralığı verilmektedir.

Kurtlanma;

Canlıların enfekte yaralarında dahi görmek mümkündür. Bu nedenle tartışmalıdır.

c) UzamIş Dönemde (ay ve yIlla İfade edİlen dönem) İnterval tayİnİ:

Bu dönem ile ilgili verilen geç değişikliklere çok erken dönemlerde de bazı çevresel koşullar etkisiyle rastlanabilmesinin mümkün olduğu görülmüştür. Bu değişiklikler; 1.Saponifikasyon, 2.Mumifikasyon, 3.Skeletinizasyondur.

Tüm bu aktarılanlar ışığında eğer cesette ölü lekeleri tamamen gelişmiş, ölü katılığı tüm eklemleri tutmuş ise şahıs öleli en az 3-6 saat olmuştur denebilir. Çünkü tüm bu değişikliklerin bu sürelerden daha kısa sürelerde tamamen gelişmesine etkili bir faktörden söz edilmemektedir. Aksine geciktirici faktörler bildirilmiştir. Yukarıdaki bulgulara ek olarak ilioçekal bölgede kokuşma lekesi belirmiş ise kişi öleli en az 24 saat geçmiştir. Kokuşma nedeniyle yüz zenci yüzü görünümü almış, tanınmayacak kadar şişmiş ve değişmiş ise kişi öleli en az 2-3 gün olmuştur. Kokuşma nedeniyle karın patlamış ise kişi öleli en az birkaç hafta geçmiştir. Yukarıda da belirtildiği gibi, bu bulgular daha uzun sürelerde de gelişebilir. Değerlendirmeler sırasında verilecek postmortem intervalin faili meçhul bir cinayette, ya da miras hukuku yönünden bazı intihar ve kazalarda önemli ipuçları olarak kullanılacağı akıldan hiç çıkarılmamalıdır.

adli tıp | 0 yorum

9 Temmuz 2008

Kalp nakli

kalp nakli

◊ Kalp nakli, hastalıklı bir kalbin sağlıklı bir verici kalbiyle değiştirildiği bir ameliyattır. Kalp, beyin ölümü gerçekleşmiş fakat yaşam desteğinde olan vericiden alınmaktadır. Kalp alındıktan sonra alıcıya takılana kadar özel bir koruyucu buzlu sıvı içinde saklanır.

◊ Bütün dünyada bir yılda yapılan kalp nakli sayısı 1990’lı yılların ortalarında en yüksek rakama (4438 vaka) ulaşmış ancak daha sonra azalmağa başlamıştır.

◊ Kalp nakli için verici bulmak böbrek nakillerinde olduğundan çok daha zordur. Çünkü canlı insanların bir böbreği diğer bir hastaya nakledilebilmesine rağmen, kalp sadece beyin ölümü gerçekleşmiş hastalardan alınabilmektedir. Bu da kalp nakli sayısının böbrek nakline göre az olmasına neden olmaktadır.

ortotopik kalp nakli

◊ Aşağıdaki durumlarda tıbbi veya cerrahi diğer yöntemlerle tedavi sağlanamayan hastalara kalp nakli yapılır:

1. Çeşitli nedenlerle oluşan kalp yetmezliği (koroner arter hastalığı, kalp kapağı hastalığı, nedeni bilinen veya bilinmeyen kalp büyümesi, hipertansiyon vs)

2. Israrlı göğüs ağrısı

3. Hayatı tehdit eden kalp ritim bozukluğu

4. Doğumsal kalp hastalıkları

heterotopik kalp nakli◊ Ancak yukarıdaki hastalıklardan biri veya bir kaçıyla birlikte ek olarak aşağıdaki hastalıklardan bir veya daha fazlası da varsa bu hastalara kalp nakli yapılmamaktadır:

1. 70 yaşından büyük

2. Diğer organlarda hasara yol açmış şeker hastalığı

3. Böbrek, karaciğer ve akciğer hastalığı

4. Uyum sorunu oluşturabilecek psikiyatrik bozukluklar

5. Yaşam beklentisini azaltan diğer hastalıklar

Kalp nakli ameliyatı açık kalp ameliyatıdır. Hasta genel anestezi ile uyutulur. Göğüs kemiği yukarıdan aşağı doğru kesilerek kalbe ulaşılır. Kan dolaşımı özel hortumlar aracılığıyla kalp akciğer makinesine aktarılarak sağlanır ve normalde 36.5 0C olan vücut ısısı 25-28 0C’ye kadar soğutulur; kalp durdurulur. Kalp iki şekilde nakledilir. Standart yöntem olan ortotopik kalp naklinde hastalıklı kalp kesilerek çıkarılır ve vericiden alınan sağlıklı kalp alıcıya nakledilir. Nadir ve özel durumlarda uygulanan heterotopik kalp naklinde ise alıcının kalbi çıkarılmaksızın vericiden alınanan kalp alıcının kalbinin yanına dikilir.

◊ Kalp nakli yapılmadığında ölme ihtimali çok yüksek olan bu hastaların %80’i nakilden sonraki 2 yıl içinde hayatta kalmaktadır. Ancak bu oran 5 yılda %70’lere, 10 yılda %50’ye düşmektedir.

◊ Kalp nakli büyük riskler taşımaktadır. Başkasından nakledilen kalbi vücudun reddetmemesi için ömür boyu vücudun savunma sistemini baskılayan ilaçlar almak gerekmektedir. Bu da hastayı enfeksiyonlara ve kansere yatkın hale getirmektedir. Nakilden sonraki en sık ölüm nedenleri nakledilen kalbin yetmezliğe girmesi (ilk 1 ay içinde %27), enfeksiyonlar (ilk 1 yıl içinde %34), nakledilen kalbin vücut tarafından reddedilmesi (ilk 1 yıl içinde %12.5), kanser (ilk 5 yıl içinde %23), nakledilen kalpte koroner arter hastalığı gelişmesi (ilk 5 yıl içinde %18) ve diğer organların yetmezliğe girmesidir (ilk 5 yıl içinde %15).

kalp hastalıklar | 0 yorum

9 Temmuz 2008

Huzursuz Bacak Sendromu

Huzursuz bacak sendromu otururken ya da uzanmış durumdayken bacakların hat safhada rahatsız hissedilmesi ile karakterli bir durumdur ve ayağa kalkmayı ya da gezinmeyi zorunlu kılar. Hareket edince bu rahatsız edici durum ortadan kalkar. Bu hastalık yaklaşık olarak insanların %5�ini etkilemektedir. Her iki cinste de eşit oranda gözlenmekte, her yaşta başlayabilmekte ancak yaşlandıkça daha kötüye gitmektedir. Huzursuz bacak sendromu uykuyu bölerek ve gün içinde sersemliğe neden olabilir ve seyahat etmeyi zorlaştırır. Basit birkaç öneri ve yaşam tarzı değişiklikleri bu durumun ortadan kaldırılmasında yararlı olabilir ayrıca ilaçla tedavi de bir seçenektir.

Bulgular ve Şikayetler:
Kişiler huzursuz bacak sendromu hissini bacakların üst kısmında, baldırlarda ya da ayaklarda veya kollarda ürperme, böcek gezinme hissi, gerginlik, gıdıklanma, yanma ya da ağrı şeklinde tanımlamaktadırlar. Bazen kişiler bu hisleri ayrıntılı olarak tanımlarlar, durumu kas krampı ya da ayakların uyuşması şeklinde dile getirmezler, en sık rastlanan tanımlamalar şu şekilde özetlenebilir;

  • Tanımlanan hisler uzanmış yatıyorken veya uzun süre bir yerde (arabada, uçakta, sinemada) otururken başlar.
  • Hareket etmekle bulgular azalır. Kişiler genelde bacaklarını germek, titretmek, hareket ettirmek veya yürümek ihtiyacı hissederler. Bu hareket arzusu hastalığa adını vermiştir.
  • Bulgular akşam saatlerinde daha da kötüleşir. Özellikle geceleri çekilmez hale gelebilir.
  • Myoklonus ya da ekstremitelerin periyodik hareket etme hastalığı (PLMD) olarak bilinen ve kontrol dışı bacakların bükülüp gerilmesi hastalığı ile huzursuz bacak sendromu ilişkilidir. Gece uyku sırasında farkında olmaksızın yüzlerce kez bacakların hareket ettirilmesi, bükülüp gerilmesi, tekmeler atılması hem hasta kişinin hem de yanında yatan kişinin rahat bir gece uykusu almasını imkansız kılar. Eğer hastalığınız şiddetli ise bu tekmeleri gündüzleri de engelleyemezsiniz. %80�den fazla huzursuz bacak sendromlu hasta aynı zamanda PLMD hastasıdır. Yaşlı erişkinlerde PLMD daha sıktır. Her zaman uykuyu bozmayabilir.

Pek çok huzursuz bacak sendromlu hasta için uyuyabilmek bir problemdir. Uykusuz kalmak yani insomnia gün içinde sersemliğe yol açar. Ancak huzursuz bacak sendromu kişileri gündüz uykusunun keyfinden de mahrum eder. Huzursuz bacak sendromu çok ciddi sağlık sorunlarına yol açmasa da durum rahatsız edicidir. Bulguların ve şikayetlerin şiddeti değişkenlik göstermekte zaman zaman yok olabilmektedir. Hastalık her yaşta hatta çocuklukta bile ortaya çıkabilmekte, ancak şikayetler yaşla birlikte artmaktadır. Pek çok hasta çocukken büyüme ağrıları çektiklerini ve annelerinin uykuya dalmadan önce bacaklarını ovduklarını hatırlamaktadırlar.

Nedenleri:
Pek çok vakada neden tespit edilemez. Araştırmacılar hastalığın dopamin isimli beyin kimyasallarından olan ve kas kontrolünü sağlayan bir maddenin dengesizliğine bağlı olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Bazı ailelerde daha sık görülmesi genetik faktörlerle ilgili olabileceğini düşündürmektedir. Hastalığın ilgili olabileceği kromozom belirlenmiştir. Stres genelde hastalığın bulgularını azdırmaktadır. Hamilelik veya hormonal değişiklikler geçici olarak hastalığı kötüleştirmektedir. Bazen ilk kez hamilelikte özellikle de son aylarda gözlenmektedir. Ancak bulgular doğumdan sonra 1 ay içinde kaybolmaktadır.

Huzursuz bacak sendromu genellikle ciddi sağlık sorunları ile ilişkili olmamakla beraber bazen altta yatan başka hastalıkların da habercisi olabilir;

  • Periferal nöropati: genellikle diyabet ya da alkolizm gibi kronik hastalıkların bir komplikasyonu olarak karşımıza çıkan periferal nöropati huzursuz bacak sendromu ile sonlanabilir.
  • Demir eksikliği: anemiye yol açsın ya da açmasın demir eksikliği huzursuz bacak sendromuna neden olabilir veya olan hastalığın kötüleşmesine yol açabilir. Mide ve barsaklarınızdan kanama geçirdiyseniz, adetleriniz fazla ise veya sık kan veriyorsanız demir eksikliğiniz olabilir.
  • Böbrek yetmezliği: börek yetmezliği hastasıysanız demir eksikliğiniz söz konusudur.

Tanı:
Huzursuz bacak sendromlu hastaların bazıları hiç doktora başvurmazlar çünkü şikayetlerini tanımlamakta zorlanacaklarını ya da doktorların kendilerini inandırıcı bulmayacaklarını düşünürler. Bazı doktorlar bu hastalığı sinirlilik, stres, insomnia ya da kas krampları ile karıştırabilirler. Eğer huzursuz bacak sendromuna sahip olduğunuzu düşünüyorsanız doktorunuzu durumunuzdan haberdar etmelisiniz. Doktorunuz size tanı koyabilmek için şu soruları yönlendirecektir:

  • Bacaklarınızda ürperme, böcek yürüme hissine benzer rahatsız edici hisler duyuyor musunuz? Bacaklarınızı bu durumda hareket ettirmek ihtiyacını ani olarak yaşıyor musunuz?
  • Hareket etmek şikayetinizi azaltıyor mu?
  • Otururken, yatarken ve geceleri daha fazla rahatsız oluyor musunuz?
  • Uykuya dalmada ve uyur kalmada problem yaşıyor musunuz?
  • Uykuda tekme attığınız size söylendi mi?
  • Ailenizde benzer şikayetleri olan kişiler var mı?

Bu hastalık için özel laboratuvar testleri yoktur, tanı genelde anemnez ile konur, ancak başka hastalıklardan şüphe ediliyor ise bunları görmek veya elimine etmek için birtakım testler yapılabilir. Bazı ek değerlendirmeler ve öneriler için uyku bozuklukları uzmanına görünmek uygun olabilir. Bir uyku laboratuvarında gecelemeniz istenebilir. Polisomnogram yani uyku kaydının yapıldığı bu laboratuvarlar rahat yatak odaları içerirler. Bu odalar gelişmiş cihazlarla uykunun takibinin yapıldığı diğer odalarla bağlantılıdır. Hasta laboratuar incelemesi sırasında rahatça hareket edebilir, isteği pozisyonda uyuyabilir ve dilediğinde yataktan kalkabilirler. Hastaların ciltlerine ağrısız şekilde bağlanan elektrodlar yardımıyla uyku, kalp atımı, nefes alış verişi, kas gerginliği ve oksijen seviyeleri izlenir. Laboratuvarda uykunun haritası çıkarılırken kullanılan parametreler: Beyin Dalgaları (EEG), Her iki göz hareketi (elektrookülogram), Çene altı ve diz altı kas hareketleri (EMG), Burun ve ağız hava akımı, Akciğer solunum hareketleri, Kandaki oksijen seviyesi ve Kalp grafisi (EKG)�dir.

Tedavi:
Bazen altta yatan hastalığın (demir eksikliği, periferik nöropati vs) tedavi edilmesi hastalığın şikayetlerini azaltır. Başka bir hastalığınız olmaksızın huzursuz bacak sendromundan şikayetçiyseniz bazı yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaçlar size yardımcı olabilir.

  • Parkinson hastalığı ilaçları: dopamin düzeyini etkileyerek fonksiyon gösteren Parkinson ilaçları huzursuz bacak sendromunda bacakların hareketini azaltmada yararlı sonuçlar vermektedirler. Huzursuz bacak sendromlu hastalarda Parkinson görülme riski diğer insanlarda olduğu kadardır. Sanılanın aksine artmış değildir.
  • Opioidler: narkotik ilaçlar şikayetleri azaltırlar ancak bunlar bağımlılık yaratabilirler.
  • Kas gevşeticiler ve uyku ilaçları: bu ilaçlar gün içinde sersemlik ve uyku hali oluşturabilirler.
  • Epilepsi ilaçları: bazı hastalarda çok iyi neticeler verdikleri bildirilmiştir.

Sizin için doğru olan ilacı ve doğru olan dozajı bulabilmek pek çok kez denemeyi gerektirebilir. Genelde bu ilaçların kombinasyonları daha iyi sonuç vermektedir. Zamanla ilaçlarınızın etkisinin azaldığını görebilirsiniz, durumdan doktorunuzu haberdar etmelisiniz, ilaç saati ya da dozajı ya da kendisi değiştirilebilir. Pek çok ilaç hamilelerde kullanılamaz. Hamilelerde ilaçlar yerine bazı rahatlama teknikleri denenmelidir. Bunlar hakkında detaylar bir alt bölümde verilecektir. Diğer hastalıklar için kullanılan bazı ilaçlar huzursuz bacak sendromunu kötüleştirebilir. Bu grupta yer alan ilaçlar; kusma ve bulantı ilaçları, kalp hastalıklarında kullanılan kalsiyum kanal blokerleri ve pek çok antidepresanlardır. Bu grup ilaçlardan uzak durmak gerekebilir ancak mutlaka bunların kullanılmasının gerektiği durumlarda ilave ilaçlarla huzursuz bacak sendromunu kontrol etmenin yolları aranacaktır.

Yaşam tarzında yapılacak değişiklikler:
Bazı basit değişiklikler yapmak şikayetleri azaltabilir, örneğin;

  • Ağrı kesici almak: hafif şikayetler için ibuprofen gibi ağrı kesicilerin kullanılması yararlı olabilir.
  • Ilık bir banyo, bacaklara yapılan masajlar yararlı olabilir.
  • Sıcak ve soğuk paket uygulamaları, hatta bazen her ikisinin ardarda uygulanması rahatlatıcı olabilir.
  • Meditasyon ve yoga gibi rahatlama teknikleri olumlu sonuçlar verebilir. Özellikle stresle artmış hastalıkta iyi sonuçlar bu yolla alınabilir.
  • İdeal bir uyku ortamı hazırlamak, serin, sessiz ve rahat bir uyku ortamı, her gece aynı saatte uykuya gitme, aynı saatte uykudan kalkma, yeterli zaman uyuma çoğu kez semptomları azaltır. Bazı hastalar daha geç yatıp daha geç kalktıklarında şikayetlerinin kendiliğinden geçtiğini bildirmişlerdir.
  • Egzersiz yapmak: orta şiddette, düzenli olarak yapılan egzersiz şikayetleri azaltmada etkilidir. Ancak fazla egzersiz ve geç saatlere sarkan antrenman programları şikayetleri arttırır.
  • Kafeinden uzak durun: bazen sadece kafeini kesmek şikayetleri ortadan kaldırabilmektedir. Kahve, çikolata, kola ve çaydan uzak durmak faydalı olacaktır.
  • Alkol ve tütün kullanmayın: bu ajanlar tetikleyici olabilirler. Bunlardan uzak kalmak yardımcı olabilir.
  • Yatağa gitmeden önce uyanık ve aktif olun. Uzun süre uyuşuk oturmak, miskinlik ve yarı uykulu uzanmak şikayetleri arttırır.

Baş etmenin yolları:
Huzursuz bacak sendromu genelde hayat boyu süren bir durumdur. Bununla yaşayabilmek için hayatınızı kolaylaştıracak olan kendi yöntemlerinizi geliştirmelisiniz. Şu yaklaşımlar size yardımcı olabilir;

  • Hastalık hakkında bilgi toplayın, bilgilerinizi ve yaşadıklarınızı başkaları ile paylaşın, insanların yaşadıklarınızı anlamasını sağlayın.
  • Bacağınızı oynatma ihtiyacınız geldiğinde bununla savaşmayın, yataktan kalkın veya seyahatinizi durdurun. Zira savaşmak şikayetlerinizi arttıracaktır.
  • Bir uyku günlüğü tutun. Örneğin kullandığınız ilaçları ve teknikleri, bunların yararlarını ya da zararlarını yatmadan önce yazın veya bir teybe kaydedin ve bu bilgileri doktorunuzla paylaşın.
  • Çalışma masanızın yerden yüksekliğini arttırın, bu size kıpırdamak için daha geniş bir yer sağlayacaktır.
  • Güne başlarken ve yatmadan önce germe egzersizleri yapabilirsiniz ve masaj faydalı olabilir.
  • Destek grupları oluşturabilir, bu kişilerle bir araya gelerek yaşadıklarınızı paylaşabilirsiniz. Bu grup terapileri pek çok hastaya yardımcı olmaktadır.

Beyin ve Sinir Hastalıkları | 0 yorum

9 Temmuz 2008

Parkinson Hastalığı

Parkinson, genellikle 50 yaşından sonra ortaya çıkan, nadiren 40 yaşın altında beliren, yavaş ilerleyen bir klinik tablodur. Parkinson daki en önemli belirtilerden birisi istirahat halinde görülen tremor yani titremedir. En çok ellerde görülür, tremor genellikle saniyede 3 - 7 vuruşlu olup bir amaca yönelik hareket esnasında ve uykuda; Örn. bir bardağı tutmak için uzanıldığında kaybolur. Parkinson da diğer önemli bir belirti kas tonusundaki artmadır bu nedenle hastada bir katılaşma vardır, hastaya pasif bir hareket yaptırılmak istendiğinde bir dirençle karşılaşılır. Örn. hastanın bükülmüş kolu dirsekten açılmaya çalışıldığı zaman karşılaşılan direnç nedeni ile hareket zorlaşır buna dişli çark arazı adı verilir. Diğer önemli bir belirti hareketlerdeki genel yavaşlamadır. Yürüyüş küçük adımlarla, kolları sallamadan ve vücut öne eğik (antefleksiyon postürü) pozisyondadır.

Bunlara ilave olarak mimiklerde azalma, monoton ve kısık sesle konuşma ve oturup - kalkma güçlüğü de hastalığa eşlik eder. Her vakada rastlanmamakla birlikte hipersalivasyon (salya artımı), sebore (ciltte ve saçlı deride yağlanma, pullanma), konstipasyon (kabızlık) sık görülen; empotans, enkontinans (idrar kaçırma), ortostatik hipotansiyon seyrek görülen otonom sinir sistemi belirtileridir. Depresyon ve ileri devrelerde demans (bunama) görülür. Hastalık tablosu hastadan hastaya değişebilir. Bazen hastalık uzun yıllar sadece tremor ve adalelerde kasılma ile birlikte seyreder. Bu tabloya Hemiparkinsonizm denir. Bazende tremor olmaksızın hareketlerde yavaşlama, adalelerde katılaşma ve duruş bozukluklarının ön planda olduğu ve daha hızlı ilerleme gösteren vakalara rastlanır.

Parkinson hastalığı primer olabildiği gibi aşağıda bazılarını sıralayacağımız başka nedenlere nedenlere bağlı olarak ta gelişebilir;

  • Posttravmatik ( travma sonrası )
  • Sinir sistemini etkileyen bazı ilaçlar
  • Arterioskleroza bağlı
  • Toksik olabilir
  • Ansefalit ( beyin iltihabı )sonrası

Parkinson Dopamin adı verilen sinir sistemi için gerekli olan maddenin düzeyinin düşmesi ile ortaya çıkan bir hastalık olduğu için tedavide de bu maddenin yerine konması prensibine bağlı medikal tedavi uygulanmaktadır. Ancak Stereotaktik Talamotomi adı verilen bir yöntemle cerrahi tedavide söz konusu olabilmektedir.

devamını okuyun »

Beyin ve Sinir Hastalıkları | 0 yorum

9 Temmuz 2008

İnme (Felç)

İnme (felç) (İngilizce: stroke), beyin kan akımının bozulması sonucu oluşur. Nasıl ki kalpte bu olay olursa kalp krizi diyoruz. Buna da bir yerde beyin krizi diyebiliriz. Bozulan kan akımı sürekli olursa beyin hücreleri canlılığını koruyamaz ve kalıcı beyin hasarı oluşur.

Bildiğimiz gibi kalbi besleyen damarlardan birinde tıkanma olursa kalbin o bölümünün beslenmesi bozuluyor ve o bölge uzun süre kansız kalırsa kalp krizi (miyokart enfarktüsü) oluşuyordu. Aynı olaylar beyinde de olabilir. Bunun adına da inme (felç) diyoruz.

İnme hakkında gerçekler

İnme, kalp hastalığı ve kanserden sonra en önemli 3. ölüm nedenidir,

Ciddi ve çok uzun süreli sakatlıkların en baş nedenidir,

Her 15 ölümden birinden inme sorumludur,

İnmeye bağlı ölümlerin %50’si hasta daha hastaneye ulaşamadan oluşur,

ABD’nde her yıl 700.000 kişide inme oluşmakta (her 45 saniyede 1 kişi), 160.000 kişi ise inme nedeniyle ölmektedir. İnme gelişenlerde, 500.000 hastada ilk atak, 200.000 kişide ise tekrarlayan ataklar meydana gelmektedir.

İnme hakkında bilgi edinmeden önce en önemli organlarımızdan biri olan beyin hakkında biraz bilgi sahibi olalım:

İnsanlarda beyin, vücut ağırlığının yalnızca %2’sini oluşturmasına rağmen, kan dağılımının %15′ini alır. Dolayısı ile beyinin kana gereksinimi çok önemlidir. Öyle ki beynin kan akımı kesintiye uğrarsa saniyeler içinde şuur kaybolur. Beyin tüm kan akımı 3 dakikadan fazla kesintiye uğrarsa beyin hücreleri geriye dönüşsüz bir biçimde harap olur. Böyle bir durumda kalp ve diğer bütün organlar çalışsa bile beyin fonksiyonları asla geri dönmez. Buna beyin ölümü veya bitkisel hayat diyoruz. Bundan dolayı organizmamız diğer organlarımız kana daha fazla gereksinimi olsa bile beynin kan akımını azaltmaz. Beynin kan akımı 2 çift arter tarafından sağlanır: internal karotid arterler ve vertebral arterler.

İnme nasıl olur?
İnmenin 2 tipi vardır:

İskemik (kan azlığına bağlı) inme: Beyinde enfarktüs sonucu oluşur. Mekanizma kalp krizine benzer. Bilindiği gibi kalp kası hücreleri yeteri kadar kansız kalırsa kalp krizi oluşur. Beyindeki enfarktüs de değişik nedenlerden dolayı beynin kan damarlarının tıkanması ve böylece beynin beslenmesi bozulduğu zaman olur. Damarın tıkanması beynin kendisine ait olan damarlardaki aterosklerozdan dolayı daralıp tıkanması sonucu olabileceği gibi vücudun değişik yerlerinden gelen pıhtıların beyne kan getiren damarlar yolu ile beyne gelip beyini besleyen damarları tıkaması sonucu da olabilir. İskemik inmeler tüm inmelerin %80-85′ini oluşturur.

Hemorajik İnme: Hemoraji “kanama” denmektir. Beyin içindeki damarların yırtılmaları sonucu olur. Damar dışına çıkan kan beyin dokusuna bası yapar ve bası altında kalan beyin hücrelerinde hasar ve ölüm oluşur. Hemorajik inmenin en büyük nedenleri hipertansiyon ve beyin anevrizmalarıdır. (Anevrizma: Damar duvarında, damarın incelmesi ve zayıflaması sonucunda baloncuk oluşması).

İnmede Şikayetler nedir?
En sık görülen şikayetler:

Yüz, kol, bacak veya vücudun bir yarısında uyuşukluk veya güç kaybı,

1 veya 2 gözde görme kaybı veya azalması (perde inmesi gibi),

Konuşma kaybı, konuşmada veya konuşulanları anlamada güçlük,

Bir neden yokken şiddetli ve ani baş ağrısı,

Yürümede dengesizlik.

Bu şikayetler olduğu zaman ne yapmalıyız?

İnme acil tedaviyi gerektirir. Acilen hastaneye gidilmelidir.

İnme önlenebilir mi?

İnmelerin %50 kadarının önlenmesi mümkündür: Bunun için inmeye yol açan risk faktörleriyle mücadele önemlidir:

Kontrol edilebilir risk faktörleri:

Hipertansiyon

Atrial fibrilasyon

Kontrolsüz şeker hastalığı

Kolesterol yüksekliği (>200 mg/dl)

Sigara

Alkol (fazla miktarda)

Kilo fazlalığı

Beyne giden boyun damarlarında (karotis arterler) ve/veya koroner damarlarda hastalık olması

Kontrol edilemeyen risk faktörleri:

Yaş (>65)

Cins (erkeklerde inme daha sık. Ancak kadınlarda daha ölümcül seyrediyor)

Ailede inme olması

Görüldüğü gibi risk faktörleri kalp damar hastalıkları için geçerli olan risk faktörlerine oldukça benziyor. Özellikle kişilerin inme riski yönünden değerlendirilmesi ve mevcut olan risk faktörleriyle (tabii ki kontrol edilebilir olanlarla) mücadele edilmesi çok önemli.

Geçici İskemik Ataklar (TIA)

Bazı hastalarda inmeden önce inmenin olabileceğine dair ön işaretler olabilir: Bunlar yukarıda bahsettiğim inmede görülen şikayetlerin kısa süreli (24 saatten az) olan ve iz bırakmayanlarıdır (Yani 24 saatten az süren ve tamamen geçen konuşma bozukluğu, 24 saatten az süren ve tamamen geçen kol, bacak vs de güç kaybı veya uyuşukluk gibi). Bunlara geçici İskemik ataklar (transient ischemic attacks veya TIA) diyoruz. Bu ön belirtilere mutlaka önem vermeli ve doktorumuza görünmeliyiz.

TIA ile ilgili istatistikler

Erkeklerde TIA sıklığı 65-69 yaşlar arasında: %2.7, 75-79 yaş arasına ise %3.6′dır,

Kadınlarda ise sıklık 65-69 yaşlar arasında: %1.6, 75-79 yaş arasında ise %4.1′dir.

Bütün inmelerin %15′inde haberci olarak TIA bulunur.

TIA sonrasında 90 gün içinde inme oluşma sıklığı %3-17.3′dür ve ilk 30 gün içinde en sıktır.

Sonuç olarak; risk faktörleriyle mücadele ve düzenli sağlık kontrolleri son derece önemlidir.

Beyin ve Sinir Hastalıkları | 0 yorum

9 Temmuz 2008

Baş dönmesi (Vertigo)

Vertigo, her şey yerli yerinde dururken sizin ya da etrafınızın döndüğünü hissetmenizdir; yani baş dönmesi teriminin tıbbi söylenişidir.

Baş dönmesini tarif ederken; göz kararması, bayılacakmış gibi olmak ya da sersemlik hissi ile karıştırmamak gerekir; çünkü burada etrafın gerçekten hareket ettiği yanılsaması vardır. Baş ve bel ağrısı ile birlikte insanların en sık doktora başvurma sebepleri arasında yer alır. Tüm insanlar arasında görülme sıklığı yüzde 5-10 arasında değişirken, bu rakam kırk yaşından sonra yüzde 40′lara doğru tırmanır. Vertigo sebepleri iç kulaktan ve beyinden kaynaklananlar olarak gruplanabilir.

Sebepler:
Selim tekrarlayan pozisyona bağlı vertigo en sık görülen şeklidir. Ani baş hareketleri ile ortaya çıkar. Neden ortaya çıktığına dair teorilerin en bilineni; iç kulakta yer alan ve dengemizi bulmamıza yardımcı olan mikroskobik denge taşlarının herhangi bir sebeple serbest kalıp, iç kulak kanallarında, özellikle ani baş hareketlerine bağlı olarak yer değiştiriyor olmasıdır.

Labirentit iç kulaktaki bağlantı kanallarının iltihabı demektir. Üst solunum yolları enfeksiyonunu takiben bakteri ya da virüslere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Ani ortaya çıkan baş dönmeleri tabloya eşlik eder. Bulantı ve kusma sıklıkla vardır. Duyma kaybı, halsizlik ve kırgınlık diğer baş dönmesi sebeplerinden ayrılmasına yardımcı olur.

Migren olarak adlandırılan şiddetli baş ağrısı atakları da vertigoyu ortaya çıkartabilir. Baş dönmesi atakları genellikle ağrıyı takiben aynı şekilde ortaya çıkar ve migren atağının bitmesi ile sorun yaratmadan kaybolur.

Meniere hastalığı baş dönmesi atakları, kulak çınlaması ve duyma kaybı ile seyreden bir tablodur. Baş dönmesi atakları şiddetlidir. Gözlerini açamaz ya da başlarını yataktan kaldıramazlar. Şiddetli kusmalar görülebilir. Buna karşılık tüm belirtilerin iyileştiği ve hiçbir şikâyetin kalmadığı dönemler de mevcuttur.

Akustik nörinom iç duyu kanalı içerisinde yer alan bir selim tümördür. Baş dönmesine, tek kulakta çınlamaya ve tek taraflı işitme kaybına sebep olabilir. Tümörün büyüklüğüne göre belirtiler değişir. Gerekli görüldüğünde cerrahi olarak çıkartılır.

Beyine giden kan akımının azalması özellikle boyun damarlarındaki daralmalara bağlı olarak oluşur ve beyin tabanının kanlanması bozulur. Buna bağlı baş dönmeleri görülebilmektedir.

Kanamaya sebep olmayan kafa ve boyun travmaları da baş dönmesine sebep olurken bunlar kendiliğinden kaybolur.

Beyincik içine kanamalar baş dönmesi, baş ağrısı, yürüyememe ve kanamanın olduğu tarafa bakamama ile kendini gösterir. Gözler istemsiz olarak diğer tarafa doğru döner. Yürüme ileri derecede bozulmuştur.

MS olarak bilinen multipl skleroz seyrinde baş dönmesine sık rastlanır ve başlangıç anidir.

Beyin ve Sinir Hastalıkları | 0 yorum

9 Temmuz 2008

Baş Ağrıları

Baş ağrıları en sık karşılaşılan ve teşhisinde en fazla güçlük çekilen hastalık belirtilerinden biridir. Baş ağrıları kendisi bir hastalık olduğu gibi çoğu zamanda altta yatan bir hastalığın belirtisidir.
Bu kısa yazıda baş ağrıları ile ilgili genel bilgiler verilecek ve baş ağrılarına sebep olan hastalıklar kısaca anlatılacaktır.

İnsanların %60-70 kadarı hayatlarının herhangi bir döneminde baş ağrıları ile karşılaşmaktadır. Herhangi bir şikayetle doktora başvuran hastaların hemen hemen yarısında baş ağrısı vardır, ancak bunların sadece %10 kadarında baş ağrısı en önemli problemdir.

    • Migren
    • Gerilim tipi baş ağrısı ( tension headache )
    • Küme baş ağrısı ( cluster baş ağrısı, horton nevraljisi, histaminik baş ağrısı )
    • Sinüs baş ağrısı
    • Posttravmatik baş ağrısı
    • Kafa içi basınç artışına bağlı baş ağrısı
    • Kombine durumlar
  • Baş ağrılarını kabaca sınıflandırmak gerekirse;Ancak burada hemen belirtelim ki bu çok kaba bir sınıflandırmadır, ve bu tablonun dışında bir çok baş ağrısı sendromu vardır.

    Migren nedir ?
    Migren (hemikrani, yarım baş ağrısı) çok yoğun, şiddetli daha çok 10-30 yaşları arasında başlayan 50 yaşından sonra azalan ve nöbetler halinde seyreden bir baş ağrısıdır. Kesin sebepleri bilinmemekle birlikte hastaların %60-80 inde genetik faktörlerin rolü vardır. Genellikle tek taraflıdır, bazen iki taraflı olabilir. En sık tuttuğu bölge şakaklar, göz çevresi ve alındır. Dakikalar, saatler veya günler sürebilir. Hasta nöbetin geleceğini önceden hissedebilir. Bulantı, kusma ve ışıktan rahatsız olma olabilir. Kadınlarda daha sık görülür. Hastanın bütün tetkikleri normal çıkar. Migren olduğu düşünülse bile baş ağrılı hastalara tomografi, MR, sinüs filmleri, boyun filmleri çektirilmeli ve gerekirse EMG yaptırılmalıdır.

    Tedavisinde; stresten uzak kalmak, iyi istirahat, iyi uyku, gürültü ve aşırı ışıktan kaçınma gerekir. Bazı gıdalar ve ilaçlar migren nöbetini başlatabilir (mono sodyum pentamat, çikolata, kırmızı şarap, peynir, doğum kontrol hapları). Ayrıca migren nöbetlerinden kaçınmak için ve tedavi için birçok ilaç geliştirilmiştir. Migren tedavisinde nöroloji uzmanından yardım istenmelidir. Akupunktur bir çok hastada iyi sonuç verir, biofeedback�in faydalı olduğu hastalar vardır.

    Gerilim tipi baş ağrısı (tension headache)

    Zorlayıcı olmayan devamlı bir ağrı vardır. Başlangıçta ensede olur, sonra mengene ile sıkıştırıyor gibi bütün başa yayılır. Günlerce sürebilir, akşamları ağrı daha da artar. Stres, aile ve iş problemleri ağrıyı ortaya çıkarır veya arttırır. Boyun bölgesi kaslarında sertleşme vardır.

    Tedavisinde ağrı kesiciler, kas gevşeticiler, ve stresi ve anksiyeteyi giderici ilaçlar kullanılır. Sıcak bir duş, sauna, türk hamamı, masaj hastaların çoğunu rahatlatır. Boyun bölgesine yönelik sıcak ve soğuk uygulamalar, TENS, boyun kaslarını rahatlatıcı egzersizler, biofeedback denenebilir.

    Cluster baş ağrısı (küme baş ağrısı)
    Çok şiddetli ve tek taraflı bir ağrıdır. Ağrı göz yuvarlağı arkasında ve zonklayıcıdır. Erkeklerde daha yaygındır. Bu ağrılar birden başlar öncü belirtisi yoktur. Ağrıyan tarafta şişlik, kızarıklık, seğirme olabilir. Ortalama 30-45 dakika kadar sürer. Ancak daha uzunda sürebilir. Az miktarda alkol bile ağrıyı ortaya çıkarabilir. Bu tip baş ağrıları aylarca senelerce, devam edebilir. Tedavisinde oksijen inhalasyonu, propranolol (profilaksi) ve karbamazapin kullanılır.

    Sinüs baş ağrısı (sinüzitler)
    Zorlayıcı değildir. Tek taraflı veya çift taraflı olabilir. Hasta öne doğru eğilmekle ağrısının arttığını ifade eder. Alerjik bünyeli kişilerde daha sık görülür. Nezle hali, burunda dolgunluk, ateş, diş ağrısı, halsizlik olabilir. Tedavisi sinüzitin tedavisi iledir. KBB hekimleri tarafından tedavi edilmelidir.

    Posttravmatik baş ağrısı
    Kafa travması sonucu ortaya çıkar. Hastanın şuurunun yerine gelmesi ile başlar, 6-12 ay kadar sürer. Bazen çok daha uzun sürebilir. Baş dönmesi ile birliktedir.

    Kafa içi basınç artması
    Son zamanlarda başlayan, orta şiddetli fakat şiddeti gittikçe artan bir ağrı şeklidir. Genellikle iki taraflıdır. Ağız ve burun kapatılıp nefes tutulduğu zaman ağrı artar. Sabahları daha kötüdür, geceleri hastayı uyandırabilir. İleri dönemlerde bulantı, kusma, çift görme olur. Göz dibi muayenesi yapılmalıdır. Bu hastalara hemen CT, MR ve EEG yaptırılmalıdır. Tümörler en sık rastlanan kafa içi basınç artışı sebepleridir.

    Kombine durumlar
    En sık rastlanan migrenle birlikte, gerilim tipi baş ağrısının birlikte bulunmasıdır. Ayrıca en sık rastlanan baş ağrılarından birisi de boyun bölgesindeki kireçlenme, fıtık, tümör gibi hastalıklara bağlı olanlardır. Boyun kökenli baş ağrılarında omuz ve kol ağrıları da olur. Ağrı boyundan enseye ve alına da vurur. Boyna sıcak konulması, masaj ağrıyı hafifletir.

Beyin ve Sinir Hastalıkları | 0 yorum

9 Temmuz 2008

Tarsal Tünel Sendromu

Tarsal tünel sendromu posterior (arka) tibial sinirin topuğun iç yanındaki çıkıntının hemen altında flexor retinakulum altındaki dar tünelde sıkışmasıdır. Eldeki karpal tünel sendromunun ayakta görülen şeklidir. Tarsal tünel; topuğun iç malleolunun (çıkıntı) hemen altından geçer. Tarsal tünelden posterior tibial sinirin yanı sıra, ayak baş parmağına ve parmaklara fleksiyon (bükülme hareketi) yaptıran kasların tendonları da geçer.

Kırık sonrası kemiklerde şekil bozuklukları, alçılama, kaslarda ve tendonlarda kalınlaşma ve tendinitler bu tüneli daraltarak siniri sıkıştırır. Hastalar çoğunlukla ayak parmaklarında, topukta ve ayak tabanında yanıcı ağrı duyar. Ağrı gece uykudan uyandırabilir ve baldırlara vurabilir. Medial malleol (topuk iç çıkıntısı) arkasındaki çukurluğa bastırılırsa şiddetli ağrı olur. Ayak baş parmağı ve diğer parmakların hareketinde güçsüzlük olabilir.
Hastalık plantar fasiit, topuk dikeni, damar hastalıkları ve siyatalji (bel fıtığı yada kireçlenmelere bağlı bacak ağrısı) ile karışabilir. Kesin tanı EMG ile konur. EMG de sinir iletim hızı azalmıştır.

Tedavisinde lezyon bölgesine kortikosteroid enjeksiyonu yapılır, ancak hastaların çoğunda cerrahi olarak sinirin serbestleştirilmesi ve basının ortadan kaldırılması gerekir.

Beyin ve Sinir Hastalıkları | 0 yorum

9 Temmuz 2008

Ulnar Sinir Sıkışması

Dirseğinizi bir yere çarptığınızda tüm kolunuza yayılan bir elektriksel akım yada ağrı hissettiğinizde ulnar sinirinizi hissetmiş olursunuz. Ancak zaman zaman ulnar sinirin oluşturduğu bu tablo kalıcı olabildiği gibi ,elin parmaklarını ve el bileğini rahatsız eden bir tablo oluşturabilir.

Ulnar sinir tüm kol boyunca uzanır ve dirseği ,el bileğini geçerek sonlanır. Elin küçük parmağı ve yüzük parmağının his duyusundan ,elin parmaklarının hareketinin bir bölümünden sorumludur. Dirseğin iç yanından mevcut olan eliniz ile de hissedebileceğiniz bir tünelden geçer. Dirseğin almış olduğu bir travmadan ulnar sinir etkilenecek olursa (dirsek kırıkları sonrası gibi) sinirde gelişen ödeme bağlı olarak sinir bu tünel içerisinde sıkışır. Bu tabloya kubital tünel sendromu yada ulnar sinir sıkışma sendromu adı verilir.

Bu durumun uzaması sonrasında sinirin üzerinde yer alan koruyucu myelin tabakası el bileği ve dirseğin hareketleri sonrasında sürtünmeye bağlı olarak aşınabilir. Bu sinir de kalıcı bir hasar oluşma ihtimali demektir. Burada elin kaslarında zayıflama kavanoz açma gibi hareketlerde zorlanma gibi şikayetler ortaya çıkar. Problem dirseği ilgilendiren bir patolojiden kaynaklansa da esas şikayetler sinirin etkili olduğu alan olan elde ve parmaklarda ortaya çıkar. Hem motor hem his duyusu ile ilgili sorunlar yaşanır.

  • Dirseğin iç kısmında oluşan gerginlik hissi
  • Özellikle geceleri oluşan elin küçük ve yüzük parmağında uyuşma hissi
  • Araba kullanma veya telefonla konuşma gibi dirseğin uzun süre katlı pozisyonda kalması sonrasında uyuşmanın oluşması
  • Müzikal bir instrumanı kullanırken yada elin parmaklarını ilgilendiren bir iş yapmada güçlük
  • Kavrama yada ayıklama işleminde güçsüzlük hissi
  • Tüm kolun iç yüzünde ağrı hissetme gibi şikayetler oluşabilir.

Bunlardan herhangi biri mevcut ise doktorunuza başvurun,erken tanı kolay tedavi seçeneklerini getirecektir.

Hastalığın tanısı koymada mevcut birçok yöntem mevcuttur. Hastadan alınan bilgi bunların en önemlisidir. Dirsek ile ilgili geçirilmiş bir sorununuz varsa doktorunuz sizden çeşitli röntgenler isteyebilir. Ayrıca elin, elbileğinin kaslarının ve sinirlerinin elektriksel yanıtını görmek üzere EMG istenebilir.

  • Dirseğinin üzerine düşenler
  • Dirsek hareketi ile ilgili işlerde çalışanlar (sekreterler, şoförler gibi)
  • Diabetikler
  • Artrit problemi olanlar veya troid problemi olanlar
  • Alkolikler risk altında olan kişilerdir.

Cerrahi olmayan tedavi seçenekleri

  • Dirseği olabildiğince düz tutarak sinirin sıkışmasını engellemek,
  • Göğüs üzerinde kolların çaprazlaşmasını engellemek,
  • Sık telefon görüşmeleri yapıyorsanız dirseği kullanmayacağınız bir sistem oluşturmak (megafonla konuşmak gibi)
  • Çalışma masanızı ayarlayarak dirseğin kırılmış pozisyonda kalmasını engellemek,
  • Geceleri kullanacağınız,kolun pozisyonunu ayarlayan ateller,
  • Spor esnasında dirseği koruyan dirsekliklerin kullanımı
  • Steroid enjeksiyonu (ödemi azaltmak üzere)

Cerrahi tedavi
Eğer konservatif tedavi ile kas güçsüzlüğü ortadan kaldırılamıyorsa yada ağrı şikayetleri sürüyorsa ileri tetkikler yapılarak cerrahi tedavi planlanmalıdır. Cerrahi de birçok yöntem mevcuttur, ancak en sık olarak anterior submuscular transpozisyon adı verilen sinirin geçtiği kemik tünelin arkasından önüne alınması olarak tarif edilebilecek işlem uygulanır. Cerrahi tedaviden sonra rehabilitasyon planlanarak elin gücünün tekrar kazanılması sağlanır.

Beyin ve Sinir Hastalıkları | 0 yorum

9 Temmuz 2008

Boyun Fıtığı

Boyunda 7 adet omur cismi bulunur. Yapıları itibariyle bir önceki bölümde anlatılan bel omurlarından tek farkları, daha küçük olmalarıdır. Her omurga arasında yastıkçık dediğimiz kıkırdaklar mevcuttur. Bu kıkırdak yapının yırtılarak , omurga içinde seyreden omurilik veya kola dağılan sinirlere baskı yapması donucu oluşan hastalığa boyun fıtığı denir. Hastada şiddetli bir boyun ağrısıyla birlikte kola yayılan ağrı, uyuşma mevcuttur. Zamanla yırtılan kıkırdak sinirlere baskı yaparsa kolda kuvvetsizlik, eğer omuriliğin kendisinede bası yaparsa tüm vücutta hareket kusurları ortaya çıkabilir. Hastalığın çok ileri dönemlerinde yatağa bağımlı hale gelen hastalara rastlanır.

Boyun Omurlarının Yapısı:
Kafa tabanından itibaren 7 adet omur cisminden oluşur. Her omur cisminin ortasında , beynin devamı olan omurilik bulunur. Vücudun çeşitli yerlerinden beyine dönen duyular veya beyinden vücuda dağılan emirler omurilik içinde seyreder. Boyun bölgesinde her omur cismi hizasından çıkan sinirlerde kola ve sırta yayılarak, bu bölgelerin duyu ve hareketini sağlar.

Omurgalar arası yastıkçık dediğimiz disk dokusunun dış kısmı (anulus fibrosus) ve iç kısmı (nucleus pulposus ) bulunur. Jelatin kıvamındaki iç kısmın , daha kuvvetli bir bağ dokusundan oluşan dış kısmı yırtarak omurilik ve sinirlere bası yapması sonucu boyun fıtığı ortaya çıkar. Burada dikkat edilmesi gereken ve bel fıtığından başlıca fark, sadece sinirlere değil omuriliğin kendisine de baskı olması sonucu vücudun tamamında kısmi veya tam kuvvetsizlik oluşmasıdır. Omurilik ilk bel omuru hizasında sonlandığından ve alt bel omurları içinde sadece ayağa giden sinirler bulunduğundan , bel fıtığında belirli sinirin dağıldığı alanda felçler görülür.

Beyin ve Sinir Hastalıkları | 0 yorum

9 Temmuz 2008

Sırt Ağrıları

Sırt bölgesi 12 adet omur ve bunların arasındaki disklerden oluşmuştur. Ayrıca her bir sırt omuruna iki adet kaburga kemiği eklem yapar ve göğüs kafesini oluşturur. Sırt bölgesi boyun ve bele göre daha az hareketlidir. Bu sebeple fıtık, kireçlenme, gibi hastalıklardan daha az etkilenir.

Sırt ağrılarının sebepleri nelerdir?

Sırt ağrıların bir çok sebebi vardır.

  • stres ( sabah yorgunluğu, bitkinlik, yaygın baş ağrıları)
  • duruş bozuklukları( bilgisayar kullanma, şoförlük)
  • kamburluk
  • omurganın yana eğrilikleri
  • juvenil kifoz(özellikle gelişme döneminde erkek çocuklarda görülen bir çeşit kamburluk)
  • hiparostosis ( daha çok erkeklerde görülen bir çeşit kireçlenme )
  • iç organlardan yansıyan ağrılar
  • interkostol nevralji
  • sırt bölgesinde fıtık ve kireçlenmeler boyun bölgesindeki fıtık ve kireçlenme ağrılarının sırta yansıması- bu durumda özellikle kürek kemikleri arasında ve altında ağrı olur.
  • osteoporoz ( kemik erimesi )
  • iltihaplı romatizmalar ( ankilozan spondilit )
  • multipl miyelom ( bir çeşit kemik tümörü )
  • kemik tüberkülozu
  • çökme kırıkları
  • iyileşmiş omurga kırıkları

Sırt ağrıları hangi durumlarda tehlikelidir?

  • şiddetli ağrı
  • gece terlemesi
  • zayıflama
  • boy kısalması
  • bacaklarda kuvvet kaybı, uyuşma
  • kan tahlilinde yüksek sedimantasyon, idrarda protein
  • solunum sıkıntısı

Sırt ağrısına yukarıda bulgular ve belirtiler eşlik ediyorsa durum ciddiye alınmalı ve mutlaka ileri tetkikler yapılmalıdır.

Sırt ağrıları büyük çoğunlukla mekanik, dejeneratif bozukluklar ya da bel veya boyundan yayılan ağrılara bağlıdır.

Tedavi nasıldır?
Mekanik ve dejeneratif bozukluklara bağlı sırt ağrılarının tedavileri birbirine benzer. Kas gevşeticiler, antiromatizmal ilaçlar, yüzeysel etkili pomatlar, ağrı kesiciler ve antidepresan ilaçlar en sık kullanılan ilaçlardır. Sırt ekstansiyon egzersizleri, bel fleksiyon egzersizleri, boyun egzersizleri ve omuz kaslarını kuvvetlendirici egzersizler en sık yapılan egzersizler. Fibromiyalji ve miyofasial ağrılı hastalarda tetik nokta enjeksiyonları ve soğuk sprey uygulamaları oldukça faydalıdır.

Fizik tedavi uygulamaları çoğu hasta için tedavi edicidir. Mekanik ve dejeneratif hastalıkların dışındaki hastalıklar sebeplerine göre tedavi edilirler.

Beyin ve Sinir Hastalıkları | 0 yorum

9 Temmuz 2008

Bel Fıtığı » Bel fıtığı tedavisi konusundaki yanlışlar ve doğrular

YanlışSert yerde yatmak bel ağrılarını giderir. Bel fıtığı oluşunca mutlaka ya yerde yatmalı ya da yatağın altına tahta koyarak öyle yatmalı.

DoğruSert yerde yatmak sırt ve bel kaslarının tutulmasına neden olduğu için yarar yerine zarar getirir. İyi bir yaylı yatakta, tercihen yarı ortopedik bir yatakta yatmak en iyisidir.

YanlışMutlaka sırtüstü yatılmalıdır.

DoğruHastanın en rahat ettiği pozisyon en iyisidir. Hastalar genellikle yan yatıp bacaklarını karınlarına doğru çektiklerinde daha rahat ederler, çünkü bu pozisyonda yatarken omurların arası açılacağından bacak sinirlerine olan bası azalır. Eğer hasta sırtüstü yatmak isterse belinin altına bir yastık koyması ve bacaklarını yüksek bir yere uzatması daha uygun olur.

YanlışTuvalet ihtiyacı dışında kalkmadan 20-25 gün kesin yatak istirahatı yapılmalıdır.

Doğruİki gün yatak istirahatı yeterlidir. Eğer hasta rahatlamazsa bir sonraki tedavi aşamasına geçilmelidir. Uzun süre yatmak hastada depresyona yol açabilir.

YanlışYürüyüşten, merdiven çıkıp inmekten kaçınmalı, daha çok oturmak tercih edilmelidir.

DoğruOturmak bele binen yükü arttırır, 15-20 yirmi dakikadan fazla sürekli oturulmamalı, sık sık vücudun pozisyonu değiştirilmelidir.

Yanlış Sürekli korse takmak beli toparlar, bele binen yükü azaltır.

DoğruOmurga kırıkları ve kaymaları dışında sürekli korse takmak zararlıdır, beldeki kasların zayıflamasına yol açar.

Yanlış Bel çektirme ile bel fıtığı geri gider, hasta rahatlar.

DoğruBel çektirme sadece omurların arka uzantılarının birbirleri arasında yaptıkları eklemlerdeki kaymalarda faydalıdır. İleri derecede bel fıtığı olan kişilere yapıldığında fıtığın kopmasına ve hasta için felç tehlikesinin ortaya çıkmasına sebep olur.

Yanlış
Bele balık bağlama, bardak çekme, masaj gibi alternatif yöntemler fıtığı yerine sokar.

DoğruBu gibi alternatif yöntemler sadece beldeki kan dolaşımını arttırır, böylece beldeki kaslar gevşer, hastada geçici rahatlama olur, fıtık üzerine bir etkisi olmaz.

Yanlış
Fizik tedavinin yapıldığı yer çok önemlidir.

DoğruFizik tedavinin yapıldığı yerin önemi vardır, ama yakınlığı çok daha önemlidir. Hastanın fizik tedaviden sonra üşütmeden, yorulmadan eve gitmesi gereklidir.

Yanlış
Fizik tedavi esnasında ağrı olursa bırakılmalıdır.

DoğruFizik tedavinin özellikle ilk üç gününde ağrıların artması normaldir, sabırla devam edilmelidir.

Yanlış
Fizik tedavinin etkisi ancak birkaç ayda belli olur.

Doğruİlk on seans sonucunda hastanın ağrılarında bir gerileme olmuyorsa fizik tedaviyi sürdürmenin bir anlamı yoktur. Bir sonraki tedaviye geçilmelidir.

Yanlış
Mesai saatleri içinde fizik tedavi yapılabilir.

DoğruFizik tedavi bitiminde mutlaka yarım saat kırk beş dakika uzanıp ondan sonra normal yaşama devam edilmelidir.

Yanlış
Bele iğne yapılması bel fıtığını yok eder.

DoğruBele iğne yapılması hastanın ağrılarını geçici olarak yok eder, tamamen geçirmez. Yapılacak kortizonun birçok yan etkisi olduğu unutulmamalıdır.

Yanlış
Bel fıtığı ameliyatı çok risklidir, hastaların çoğu ya sakat kalır ya da kısıtlı bir yaşam sürdürmek zorunda kalır.

DoğruMikro cerrahi ile ve iyi bir beyin cerrahı tarafından yapılan bel fıtığı ameliyatlarının sakat kalma, felç olma gibi bir riski yoktur. Ameliyat hastayı daha rahat hareket edebilmesi için yapılır, onun hareketlerini kısıtlamak için değil.

Yanlış
Bel fıtığı ameliyatlarında hasta mutlaka narkoz almak zorundadır.

DoğruArtık Epidural Anestezi yöntemi ile hasta uyumadan da ameliyat yapılabilmekte, hastalar ameliyat sırasında sohbet edebilmekte, ayaklarını oynatabilmektedir. Bu yöntem sayesinde ameliyat sonrası uyanamama, bulantı, kusma gibi sorunlar oluşmamaktadır. Hasta ayağını oynatabildiği için ameliyat sırasında güç kontrolü de yapılabilmektedir.

Yanlış
Bel fıtığı ameliyatından sonra en az 3 ay seyahat edilmez, araba kullanılmaz

Doğru Bel fıtığı ameliyatından sonra hastanın tatile ya da bir seyahate çıkması istenilen bir durumdur. Hasta uçakla ya da trenle ameliyatın ertesi günü, arabayla ya da otobüsle ameliyattan iki gün sonra uzun yolculuğa çıkabilir.
Ameliyattan 1 hafta sonra tatil yapabilir, eğer İstanbul trafiği gibi stresli bir yerde değilse araba kullanabilir.

YanlışBel fıtığı ameliyatından sonra cinsel güç azalır, zaten ameliyattan sonra en az 3 ay cinsel perhiz uygulanmalıdır.

Doğru Bel fıtığının varlığı cinsel gücü azaltır, onun ameliyatla alınması zamanla kaybolanları geri döndürür. Ameliyat sonrası cinsel perhiz ise sadece 10 günlüktür.

Yanlış
Ameliyat sonrası futbol, kayak, tenis gibi sporlar bir daha yapılamaz, denize girilemez.

DoğruAmeliyattan 1 hafta sonra deniz ve havuz tedavi için yararlı girişimlerdir, yürüyüş ve yüzme hastanın normal yaşama dönmesini hızlandırır. Zıplayıcı sporlar iyileşmeyi geciktirdiği için 2 ay süreyle yasaklanır, sonra spor öncesinde iyice ısınmak kaydıyla serbest bırakılır.

Yanlış
Sadece bel ağrısı belirtisi olan bel fıtığında ameliyat olunmalıdır.

DoğruBel fıtıklarının %90′ı ameliyatsız tedavi edilebilmektedir. Sadece bel ağrısı ya da uyuşma belirtileri için ameliyat yapılamaz.

YanlışBel ve bacak ağrımız varsa öncelikle ortopedi, nöroloji ya da dahiliye uzmanına başvurmak gerekir.

DoğruBel ve bacak ağrımız varsa öncelikle beyin cerrahisi uzmanına başvurmak gerekir.

Beyin ve Sinir Hastalıkları, Sağlık Haberleri | 0 yorum

9 Temmuz 2008

Bel Fıtığı » Bel fıtığından korunmak için önlemler

Kilo vermek :
Fazla kilolar, omurlar, dolayısıyla diskler üzerine olan yükü arttırır. Sonuçta diskin içindeki yumuşak çekirdeğin dışarı kaçmasını yani fıtıklaşmayı kolaylaştırır. Şişman bir bel fıtığı hastasının kilo vermesi kadar iyi bir tedavi yoktur. Bu her reçeteden daha değerlidir.

Spor yapmak:
Bel ağrıları olan kişinin yapmasında yararı olan sporlar; yüzme, yürüme, hafif koşular (jogging) ve bisiklete binmek (dik durumda yapılmalı ve kıvrık gidonlu bisikletle yapılmamalı) olarak sayılabilir.

Futbol, basketbol, voleybol, güreş, halter, golf gibi sporlar sakıncalıdır. Jogging 20 dakika süreyle yapılmalıdır. Diğer aktivitelerin süresi 30-40 dakikaya çıkarılabilir. Ancak bu sırada nabız sayılmalı ve 120-130 dakikanın üzerine çıkarılmamalıdır. (40 yaşın altında 130 dakika, 40 yaşın üzerinde 120 dakika).

Sağlıklı uyumak ve dinlenmek:
Bel ağrısından yakınan hastalar birçok hareketten kaçınmak zorundadır. Günlük yaşamdaki hareketler kolay görünmesine rağmen dikkat edilmediği takdirde bel ağrısının artmasına neden olurlar. Bu nedenle yaptığınız tüm hareketlerde bel dengeli bir durumda tutulmalıdır.

İnsanlar yaşamının üçte birini uykuda geçirmelerine rağmen bu sürenin bel üzerindeki etkisini dikkate almamaktadırlar. İyi bir yatak vücudun gömülmesini engelleyecek kadar sert, sırt eğrilerini koruyacak kadar yumuşak olmalıdır. Büyük yataklar tercih edilmelidir. Bu yataklar gece boyunca rahat hareketi sağlar, eklem ve kaslar üzerindeki yükü azaltır ve sabah tutukluğunu önler.

Yastık ensenize destek olmalı ve dengeli bir durumda dinlenme olanağı sağlanmalıdır. Kuş tüyü veya fiber yastıklar sünger yastıklara tercih edilmelidir. Enseyi destekleyecek biçimde yapıldığı takdirde sünger yastıklar da kullanılabilir.

Vücudumuzun uykudaki şekli iyileşme sürecini etkiler. Uyumadan önce vücudumuzu rahat ettirecek bir şekil almak doğru olacaktır.

Sırt üstü uyuma veya dinlenmede ensenize desteksiz bir biçimde yastık koymayın. Dizlerin arasında yastık koymak sizi daha da rahatlatır. Ancak büyük bir yastık kullanmayın.

Dizleri göğsünüze doğru çekerek yan yatmak da sizi geçici süre rahatlatabilir. Ancak sürekli yatmak için doğru bir şekil değildir. Alttaki bacağınızı düz tutun, diğer bacağınızı bükün.

Sert bir yatakta yüzü koyun yatmak da sizi rahatlatabilir. Bu durumda başınızın altına yastık konması genellikle tavsiye edilmez. Dizlerinizi büküp bileklerin arasına bir yastık yerleştirilmesi doğru olacaktır.

Yatak yapmak zorunda kalırsanız tek tarafta durup öne doğru eğilmeyin. Öne doğru eğilme hareketi diz çökerek veya yatağın üzerine çıkarak en aza indirilebilir. Böylelikle belin dengeli pozisyonu korunmuş olur. Ayakta yapacaksanız yatağın etrafında dönerek yapmaya çalışın.

Ağırlık kaldırırken dikkat edilecek hususlar:
Herhangi bir yük kaldırmadan önce bunun gerekliliğini ve sınırlarını belirleyiniz. Hekiminizden size uygun özel kaldırma tekniklerini mutlaka öğreniniz. Belinize zarar vermemek için, iyileşmenin erken dönemlerinde yük kaldırmamak ya da yardım istemek daha doğru olacaktır. Güvenli bir biçimde kaldırmak sadece ağırlığın miktarı ile değil, kaldırma biçimi ile de ilgilidir. Sanılanın aksine bel kasları kaldırma faaliyeti için elverişli değildir. Bel kaslarının başlıca amacı, dengeli bir duruş sağlamak için karın kasları ile iş birliği halinde çalışmaktadır. Bu nedenle kaldırma hareketini belinize değil, bacak ve uyluktaki büyük kasları kullanarak yapmalısınız.

Günlük faaliyetlerdeki tüm kaldırma hareketlerine son vermek kolay değildir. İyileşmenin erken dönemlerindeki kısıtlamalardan sonra durum düzeldikçe yavaş yavaş yük kaldırmaya başlayabilirsiniz.

Herhangi bir yükü kaldırırken dikkat edilmesi gereken ilkeler aşağıda sıralanmıştır:

  • Kaldıracağınız ağırlığı hesaplayın.
  • Kaldırmadan önce ağırlığı deneyin.
  • Gerektiğinde yardım isteyin.
  • Kaldırırken belinizi daima dengeli durumda tutun.
  • Mümkün olduğunca ayaklarınızı kullanın.
  • Kullanacağınız yükü mümkün olduğunca kendinize yakın tutun.
  • Kaldırırken karın kaslarınızı gergin tutun, nefesinizi tutmayın.
  • Kaldırırken dönmek gerekirse belinizle değil, ayaklarınızla dönün.
  • Hızlı, çabuk ve yumuşak hareketlerle yer değiştirin.
  • Eğilme ve uzanma hareketlerini en aza indirin.

Ev işi yaparken dikkat edilecek hususlar:

Mutfak işleri:
Mutfakta çalışırken dengeli bir durum imkanı vermeyen hareket ve duruşlardan kaçınmak gerekir. Yukarıya doğru uzanmamak için mutfak gereçlerinin omuz ve bel arasında bir yükseklikte dizilmiş olmasını sağlayın. Daha aşağı seviyelerden bir şey almak gerektiği takdirde dizinizi yere dayayın, cismi alın, tezgaha koyun, masanın desteğinden yararlanın. Ayağa kalkacağınız zaman iskemle ya da tezgahtan yararlanın. Bu destekler belin normal eğiminin korunmasını sağlayacaktır. Uygun bir destek bulamazsanız ellerinizi kalçanıza koyun ve kollarınızla itin.

Bulaşık yıkarken tabakları kendinize yakın tutun. Bu sizin dik durmanızı sağlayacaktır.Ağır bulaşıkları kaldırmak yerine kaydırmaya çalışın. Ağır malzemeleri taşırken servis arabası kullanın.

Bulaşık makinesini doldururken, yıkanacak bulaşıkları önce makinenin yanındaki tezgaha yerleştirin. Bir dizinizi bükerek bulaşık makinesini doldurun. Bu sizi tekrar tekrar öne eğilmekten koruyacaktır. Bulaşık makinesini boşaltmak için işlemin tersini yapın. Ayağa kalkarken makineyi destek olarak kullanın.

Çamaşır yıkarken:
Çamaşırı küçük parçalar halinde makineye koyun. Küçük parçalar belinize büyük bir iki parçanın vereceğinden daha az yük bindirir. Makineye doğru eğilmekten kaçının. Üstten doldurmalı makineden bacağınızı yukarıya doğru kaldırın.. Özellikle ıslak çamaşırları alırken büyük yığınları yüklenmeyin. Makineyi doldurup boşaltırken, dizlerinizin üzerine çökün, kalkarken makineden destek alın.

Çocuk bakımı:
Beliniz ağrırken kucağınıza çocuk alacaksanız, önlemini daha önceden almanız gerekir. Ani hareketler ağrınızı arttırabilir. Bu durum hem sizin hem de çocuk için tehlikelidir. Çocuğun altını değiştirmek için yüksek bir yer ya da çocuk karyolası yoksa yerde değiştirmekten kaçının. Çocuğu giydirmek için masa ya da karyolasına doğru eğilirken belinizden değil, kalçadan eğilmeye çalışın. Belinizi dengeli bir durumda tutun. Önce bir bacağınızın üzerinde doğrulun. Çocuğu bu şekilde kucağınıza alın. Tek diz kaldırışı genellikle en etkili yöntemdir. Kaldırırken çocuğu mümkün olduğunca kendinize yakın tutun.

Eğer çocuk yeterince büyükse önce bir sandalye oturtun ya da ayakta tutun. Daha sonra yan çömelme durumunda dizinize doğru kaydırın. Bu pozisyon kaldırmanız için gereken alanı küçültür ve öne eğilme gereksiniminizi azaltır. Çocuğu uzun süre tek kalça üzerinde taşımaktan kaçının.

Beyin ve Sinir Hastalıkları, Sağlık Haberleri | 0 yorum

9 Temmuz 2008

Bel Fıtığı » Bel Fıtığı Nedir?

Bacak ağrısı ile birlikte oluşan bel ağrılarının en sık rastlanılan nedeni bel fıtığıdır.
İnsan omurgası gövdenin dik durmasını sağlar. “Omurga kolonu” omurlar, diskler ve bağlardan oluşur. Omurların ortasında yer alan bir kemik kanalda ise omurilik bulunur. Ayrıca iki omurun yanlarındaki deliklerden, kalın elektrik kabloları gibi sinir kökleri çıkar. Bu sinirler, ayrı ayrı vücut bölgelerine giderek buraların duyusunu ve hareketini sağlar.

Disk“, sert ve sabit bir lif demeti ile çevrilidir. Diskin ortasında ise yumuşak ve pelte kıvamında bir çekirdek kısım vardır. Diskin görevi frenleyici bir yastıkçık gibidir.

Omurga, otomobillerin amortisörlerine benzetilebilir. Omurilik ve siniri ezici sarsıntılardan korur. Ancak yaşlanma ile yumuşaklığını yitiren disk, frenleyici yastıkçık görevini zamanla kaybeder. Bunun sonucunda diski çevreleyen sert lif demeti yırtılabilir. Ortasındaki peltemsi fakat artık sertleşmiş çekirdek dışarı kaçabilir ve sinir köklerinden birine bası yapar. Buna Bel Fıtığı (disk hernisi) denir. Sinire olan bası, bacağa dek vuran şiddetli ağrılara (Siyatalji) ve bel ağrısına neden olur.

Bel fıtığı kimlerde daha sık görülür?
Tıp dilinde disk hernisi olarak adlandırılan bel fıtığının toplum içinde rastlanma sıklığı onda bir gibi yüksek bir düzeydedir. Bel fıtığı en sık 35-50 yaş arasında ve her iki cinste de eşit olarak görülür. Omurga yapısı nedeniyle uzun boyluların bel fıtığına yakalanma riskleri daha fazladır. Ağır işlerde çalışanlar, ev hanımları, uzun süre oturmak zorunda kalan masa başı çalışanları, şoförler, sürekli ayakta duran öğretmen, eczacı, garson gibi meslek sahipleri, açık havada çalışanlar, yoğun stres altındaki yöneticiler bel fıtığına yakalanma olasılığı en fazla olan kesimdir.

Bel fıtığı nasıl oluşur?
Omurgayı incelediğimizde, omurganın içine olabilecek en mükemmel koruma sisteminin yerleştirildiğini görürüz. Omurgayı oluşturan kemiklerin arasına kıkırdak yapılı birer disk yerleştirilmiştir. Bu diskler otomobil tekerleklerindeki yükü emen amortisörler gibi çalışırlar.

İşte bel fıtığı omurgalar arasında bulunan disk denilen elastiki kıkırdak dokunun omurgaların basısı nedeniyle öne doğru kayarak omurilik kılıfından çıkan ve bacağın çeşitli bölgelerine giden sinirleri sıkıştırmasıyla oluşur. Bazen ani bir zorlama, ağır bir şey kaldırma, ters bir hareket veya belin üşütülmesi bile bel fıtığına neden olabilir. Ancak bel fıtığının en önemli nedeni uzun süren stres ve gerginlikler sonrası kaslardaki aşırı gerilmedir.

Bel fıtığının belirtileri nelerdir?
Tek veya her iki bacağa vuran ağrılar,
Ayaklarda uyuşmalar,
Hareket kısıtlılıkları,
Yürüme ve oturmada güçlük,
İleri safhalarda iktidarsızlık, çabuk yorulma, idrarını tutamama, dengesizlik ve yürüyememe

Bel fıtığı teşhisi nasıl konur? Günümüzdeki modern tanı yöntemleri, Bilgisayarlı Tomografi (BT) ve Manyetik Rezonans (MR) ile bel fıtığı teşhisi kolaylıkla konulmakta ve derecesi belirlenebilmektedir.

Bel fıtığının tedavisi nasıl yapılır?

a) Başlangıç safhası
Bel fıtığın tedavisi fıtıklaşmanın, yani disk dediğimiz elastiki maddenin bacağa giden sinirlere yaptığı basının derecesine bağlıdır. Eğer sadece bel ve bacak ağrısı mevcut, herhangi bir uyuşukluk, güç kaybı, hareket kısıtlılığı yoksa bel fıtığı başlangıç safhasında demektir. Bu halde hastaya kas gevşetici ilaçların verilmesi, yatak istirahatı ve belini zorlayacak hareketlerden kaçınması önerilir. Hastaya yapılacak öneriler şunlardır:

Hasta kesinlikle bir iki kiloyu aşan ağırlıkları kaldırmamalıdır.

Öne ve yanlara doğru eğilme, belin bükülmesi yasaklanır. Eğer yerden bir şey alınacaksa hastanın çömelerek alması söylenir.

Hastaların otururken belinin arkasına bel boşluğunu yok edecek şekilde bir yastık koymaları ve yirmi dakikadan fazla oturmamaları önerilir. Eğer hastanın mesleği gereği uzun süre oturması gerekiyorsa her yirmi dakikada bir yürümesi önerilir. Uzun süre araba kullananlara ise yirmi dakikada bir arabalarını park edip arabalarının etrafında birkaç kez dönmeleri tavsiye edilir.
Hastanın yukarıya doğru uzanması yasaklanır. Yukarıdan bir şey alacaksa bir iskemle veya merdivenin üstüne çıkıp alması söylenir.

Hastaya belini daima sıcak tutması, açık pencere veya havalandırma önünde durmaması hatırlatılır.

Bel ve bacak ağrısı olan hastalar mutlaka stresten kaçınmalıdır. Stres ağrıyı arttırmak yanında bel fıtığının ilerlemesine de yol açabilir.

Hastanın evde kaldığı süre içinde yatak istirahatı yapması önerilir. Çok sert zeminlerin sanıldığının aksine zararları daha fazladır. Kaliteli bir yaylı yatakta ve hastanın kendince en rahat edebildiği pozisyonda yatması daha uygundur.

b) Bel fıtığı ilerlerse ne yapılmalı?
Eğer yukarıdaki önerilere, istirahata ve kas gevşetici ilaçlara rağmen hastanın şikayetleri devam ediyorsa fizik tedavi uygulanmalıdır. Fizik tedavi mutlaka bir uzmanın denetiminde olmalıdır. Fizik tedavi sırasında ilk bir kaç gün ağrılarda artma olabilir, ama hasta onbeş yirmi seans fizik tedaviye devam etmelidir.

Bel çektirme, akupunktur, bele balık bağlama, el masajı, zift yakma gibi yöntemler ancak istirahatla bile iyi olabilecek bel fıtıklarına fayda edebilir. Bu tip alternatif tedavi metotlarının amaçları fizik tedavide olduğu gibi kasları gevşetme esasına dayalıdır. Ama amacı dışında uygulanırsa bu metotlar faydadan çok zarar getirir.

Eğer yapılan tüm tedavilere rağmen hastanın ağrıları geçmemiş ise Nükleoplasti metodu uygulanabilir. Nükleoplasti ileri dereceye ulaşmamış bel fıtıklarında fıtıklaşmış diske bilgisayarlı tomografi altında bir iğne ile girilerek radyo frekans dalgalarıyla diskin ısıtılması, diskin içindeki sinirlerin harap edilmesi ve diskin içinde boşluklar açarak fıtığın çökmesi esasına dayanır. Nükleoplasti tek seans olarak ve hastanede yatma gerekmeden uygulanan bir metottur. Herhangi bir riski yoktur, ama fıtığı tamamen yok etmesinin garantisi yoktur.

c) Ameliyat gerektiren durumlar
Fizik tedaviye rağmen hastanın ağrıları devam ediyorsa veya geriletilmeyen bir güç kaybı, bacakta incelme, dayanılmaz ağrılar varsa veya çekilen tomografi veya MR filmlerinde diskten bir parça koptuğu tespit edilirse çözüm cerrahi müdahaledir. Ameliyatla omurilikten çıkan sinirlere olan mekanik bası giderilmelidir. Eğer cerrahi müdahale yapılmaz ve sinire bası devam ederse hastada idrarını tutamama, seksüel gücün kaybı, ayaklarda felç gibi sorunlar gelişebilir. Maalesef halk arasında ameliyat olursam sakat kalırım, uzun süre yataktan kalkamam, korse takmak zorunda kalırım veya fıtığım tekrarlar, tekrar ameliyat olurum gibi inanışlar mevcuttur. Ancak Mikro cerrahi sayesinde bu tip korkulara gerek kalmamıştır.

Ameliyat gerektiren durumlar ve gerektirmeyen durumlardaki tedavi seçenekleri aşağıda özetlenmektedir:

Hangi durumlarda ameliyat edilir ?

  • Fıtık parçasının koparak serbest parça haline gelmesi
  • Şiddetli bacak ağrısı, yürüyememe
  • Bacakta, ayakta güç kaybı
  • Cinsel gücün kaybı

Hangi durumlarda önce diğer tedavi yöntemleri denenebilir ?

  • Sadece bel ağrısı
  • Sadece ağrı ve uyuşukluk
  • MR� da sinirin net olarak görülmesi

Mikro cerrahi nedir?
Yaklaşık altmış yıldır uygulanmakta olan klasik bel fıtığı ameliyatları sonucu hastaların tam olarak iyileşememeleri, uzun süre ağrı çekmeleri, işlerine geç dönmeleri cerrahları bu konuda arayışlara yöneltmiştir ve yirmi iki yıl önce Caspar ve Yaşargil tarafından mikrodiskektomi metodu bulunmuştur. Mikrodiskektomi hastaların ayağa kalkış ve işlerine dönüş süreçlerini kısaltmış, fakat özel eğitim, özel mikroskop ve özel aletler gerektirdiğinden arzu edilen düzeyde yaygınlaşamamıştır. Bu nedenle halk arasında bel fıtığı ameliyatından sonra sakat kalırım, normale dönemem korkusu oldukça yaygın bir şekilde devam etmektedir.

Bel fıtığında uygulanan mikro cerrahi metoduyla hastalar ameliyat olduktan altı-yedi saat sonra ayağa kalkıp yürümekte ve aynı gün evlerine gidebilmektedirler. Bu method sayesinde sadece bir buçuk-iki santimlik bir kesi yapılmakta ve ameliyat sonrası cilt yüzeyine dikiş konmamaktadır.

Ameliyatın gelişmiş mikroskoplar altında yapılması ameliyat bölgesindeki sinirlerin yüzde 25 veya 40 büyütmeyle görülmesini, böylece sinirlere hasar verme riskini sıfıra indirmeyi sağlamaktadır. Halen bu metotla bel fıtığı ameliyatları korkulu rüya olmaktan çıkmış, bel fıtığı olan hastaların hastalıkları nedeniyle üzüntüye kapılmalarını önlenmiştir. Hastalar ameliyat oldukları gün veya ertesi gün taburcu olabilmekte, bir hafta içinde de normal yaşantılarına dönebilmektedirler.

Bazı hastalar ise ameliyattan değil narkoz almaktan korkmaktadırlar. Birçoğunda uyuyup bir daha uyanamama korkusu vardır. Epidural anestezinin bel fıtığı ameliyatlarında da kullanılması ile bu korku ortadan kaldırılmış, artık bel fıtığı ameliyatları konuşa konuşa yapılır hale gelmiştir. Hastalar ameliyat sırasında rahatlıkla sohbet eder, şarkı söyleyebilir, ameliyat sırasında yakınlarını arayabilir hale gelmişlerdir.

Diğer cerrahi metotları nelerdir?
Daha önceleri uygulanan lazerle bel fıtığı ameliyatları, perkütanöz endoskopik diskektomi denilen ayaktan tedavi metotları ve kemonükleozis denilen ilaçla diskin eritilmesi metotları ancak istirahatla ve fizik tedaviyle iyi olabilecek hastalara fayda ettiğinden yavaş yavaş terk edilmektedir.

Bir çok hastalıkta da olduğu gibi bel fıtığından değil geç kalınmaktan korkulmalıdır. Amacımız ağrısız, hareket kısıtlılığı olmayan mutlu bir toplum yaratmaktır.

Beyin ve Sinir Hastalıkları | 0 yorum

9 Temmuz 2008

Bel Ağrıları

Bel ağrılarının nedenleri
Bel ağrısı gelişmiş toplumlarda fonksiyonel yetmezlik ve sakatlık yapan en önemli nedenlerden biri olarak tanınmaktadır.

Tüm insanların % 80′i hayatlarının herhangi bir döneminde bel ağrısı ile karşılaşırlar. Bel ağrısı bütün yaş gruplarında % 20 - 30 arasında bir sıklık göstermekte ve ağrıya en çok 40 - 50 yaş grubunda rastlanmaktadır.

Bel ağrısının nedeni sıklıkla ağır kaldırmak olmakla birlikte, gebelik, doğum, ağır ev işleri, yanlış yatak seçimi, geçmişteki düşmeler, çarpmalar, kazalar, yanlış oturma, hatta bazen yalnızca öksürmek, hapşırmak, ıkınmak bile olabilmektedir.

Özellikle mekanik bel ağrılarında tedavi maliyetlerinin çok yüksek olmasının yanı sıra, ağrının kronikleşmesinin hasta üzerindeki olumsuz etkileri çok önemlidir.

Zorlanmadan kaynaklanan bel ağrıları (ciddi bel fıtığı olmayan) ilaç tedavisi, yatak istirahatı, fizik tedavi, sıcak uygulama, masaj gibi değişik yöntemlerle tedavi edilebilirler. Ancak bu yöntemlerin öncelikle hekime danışarak uygulanması gerekmektedir.

Bel ağrısını önleme ve koruma bir bilgilendirme ve eğitim işidir. Kişilerin bellerini tanımaları, belin hangi hareketle nasıl zorlanacağını bilmeleri, bel ağrısına yol açan risk faktörlerini, egzersizlerin ağrıda nasıl etkili olduklarını, günlük yaşamda ağrıdan nasıl korunabileceklerini öğrenmeleri, uzun vadede ise bel ağrısına rağmen günlük yaşamlarına nasıl devam edeceklerini ve ağrı ile nasıl baş edebilecekleri anlamaları gerekmektedir.

Bel ağrısının belirti ve bulguları :

  • Belde ağrı ve kasılma
  • Hareket kısıtlılığı
  • Bacağa yayılan ağrı, uyuşma, karıncalanma ve güçsüzlük
  • Topallayarak yürüme
  • Vücutta bir tarafa çarpılma
  • Bazen idrar tutamama

Bel ağrısı nedenleri

  1. Mekanik bel ağrısı: